Mini Örnekler
Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası Mini Örnekler
ÖRNEK 1 (Yurtta Sulh Cihanda Sulh ve Genel İlkeler - KOLAY)
SORU: Atatürk Dönemi Türk dış politikasının temel anlayışı; bağımsızlığı koruma, uluslararası hukuka saygı, komşularla barışçı ilişkiler kurma ve devletler arası sorunları diplomasi yoluyla çözme esaslarına dayanmıştır.
Bu anlayışı en iyi özetleyen ilke aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Yurtta sulh, cihanda sulh
- B) Ulusal egemenlik kayıtsız şartsız milletindir
- C) Egemenlik milletindir
- D) Hayatta en hakiki mürşit ilimdir
- E) Muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkmak
ÇÖZÜM: Atatürk Dönemi dış politikasının ana ekseni barışçı, gerçekçi ve bağımsızlıkçı bir çizgidir. Türkiye, Lozan Antlaşması’ndan sonra savaş yoluyla değil diplomasiyle sorunlarını çözmeye çalışmıştır. Musul, nüfus mübadelesi, dış borçlar, Boğazlar ve Hatay gibi meselelerde farklı dönemlerde uluslararası hukuk, konferanslar, antlaşmalar ve Milletler Cemiyeti gibi araçlar kullanılmıştır. Bu dış politika anlayışının en özlü ifadesi “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözüdür. Bu ilke, yalnızca iç barışı değil, aynı zamanda dünya barışına katkı sunmayı da hedefler. Atatürk Dönemi’nde Türkiye’nin yayılmacı bir dış politika izlememesi, komşularıyla saldırmazlık ve dostluk antlaşmaları yapması bu ilkenin uygulamadaki karşılığıdır. Diğer seçenekler Atatürkçülük açısından önemlidir ancak doğrudan dış politikanın genel barış ilkesini karşılamaz.
🎯 Doğru Cevap: A
⚠️ Tuzak Analizi: “Ulusal egemenlik” ve “çağdaşlaşma” gibi ifadeler Atatürk ilkeleriyle ilgilidir; fakat soru doğrudan dış politikanın barışçı niteliğini sormaktadır. “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözü özellikle 20 Nisan 1931 CHP Programı ile dış politikanın temel ilkesi hâline gelmiştir.
⏱️ Süre Tahmini: 20 saniye
ÖRNEK 2 (Musul Sorunu ve 1926 Ankara Antlaşması - ORTA-ZOR)
SORU: Lozan Antlaşması’nda çözülemeyen Musul Sorunu, daha sonra Türkiye ile İngiltere arasında yapılan görüşmelerle de sonuçlandırılamamış ve konu Milletler Cemiyeti’ne taşınmıştır.
Musul Sorunu’nun çözüm süreciyle ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
- A) Musul, Lozan’da Türkiye’ye bırakılmıştır.
- B) 5 Haziran 1926 Ankara Antlaşması ile Musul Irak’a bırakılmıştır.
- C) Musul Sorunu, Balkan Antantı ile çözülmüştür.
- D) Musul karşılığında Türkiye’ye Hatay verilmiştir.
- E) Musul, Montrö Sözleşmesi ile Türkiye’ye katılmıştır.
ÇÖZÜM: Musul Sorunu, Lozan Konferansı’nda Türkiye ile İngiltere arasında çözülemeyen en önemli meselelerden biridir. İngiltere, Musul’u Irak mandası üzerinden kontrol etmek istemiş; Türkiye ise tarihî, coğrafi ve nüfus gerekçeleriyle Musul üzerinde hak iddia etmiştir. Lozan’da sonuç alınamayınca konu daha sonra ikili görüşmelere bırakılmıştır. 19 Mayıs 1924 Haliç Konferansı da başarısız olmuş, ardından konu Milletler Cemiyeti’ne götürülmüştür. Milletler Cemiyeti’nin Türkiye aleyhine karar vermesi ve içerde 1925 Şeyh Said İsyanı gibi sorunların yaşanması Türkiye’nin elini zayıflatmıştır. Sonuçta 5 Haziran 1926 Ankara Antlaşması Türkiye, İngiltere ve Irak arasında imzalanmış; Musul Irak’a bırakılmıştır. Türkiye’ye ise Musul petrol gelirlerinden 25 yıl süreyle %10 pay verilmesi kararlaştırılmıştır. Bu nedenle doğru cevap B seçeneğidir.
🎯 Doğru Cevap: B
⚠️ Tuzak Analizi: Musul’un “İngiltere’ye bırakılması” ifadesi bazen mecazi olarak kullanılsa da antlaşmadaki hukuki sonuç Musul’un Irak’a bırakılmasıdır; Irak o dönemde İngiltere mandası altındadır. Montrö Boğazlarla, Balkan Antantı ise Balkan güvenliğiyle ilgilidir.
⏱️ Süre Tahmini: 45 saniye
ÖRNEK 3 (Musul Sorunu ve Şeyh Said İsyanı - ORTA-ZOR)
SORU: Aşağıdakilerden hangisi, Musul Sorunu’nun Türkiye aleyhine sonuçlanmasında etkili olan gelişmelerden biridir?
- A) Sadabat Paktı’nın imzalanması
- B) Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin yapılması
- C) 1925 Şeyh Said İsyanı’nın çıkması
- D) Hatay Devleti’nin kurulması
- E) Balkan Antantı’nın dağılması
ÇÖZÜM: Musul Sorunu, Lozan’dan sonra Türkiye’nin dış politikadaki en önemli sorunlarından biri olarak devam etmiştir. Türkiye, Musul üzerinde tarihî ve nüfus temelli hak iddia etmesine rağmen İngiltere bölgeden çekilmek istememiştir. Konu önce ikili görüşmelerle, ardından Milletler Cemiyeti’nde ele alınmıştır. Bu süreçte Türkiye’nin iç politikada karşılaştığı en önemli olaylardan biri 1925 Şeyh Said İsyanı olmuştur. İsyan, Türkiye’nin güneydoğu bölgesinde ciddi güvenlik sorunları yaşamasına neden olmuş ve Musul konusunda askeri veya diplomatik baskı kurma imkânını azaltmıştır. İngiltere bu iç karışıklıktan yararlanmış, Milletler Cemiyeti sürecinde Türkiye aleyhine bir atmosfer oluşmuştur. Bu nedenle Şeyh Said İsyanı, Musul’un Türkiye aleyhine sonuçlanmasında etkili olan iç gelişmelerden biri kabul edilir. Diğer seçenekler tarihsel olarak daha sonraki dönemlerle ve farklı dış politika konularıyla ilgilidir.
🎯 Doğru Cevap: C
⚠️ Tuzak Analizi: Şeyh Said İsyanı’nın Musul’da “Türkiye lehine” etki yaptığı düşünülmemelidir. Tam tersine, Türkiye’nin dış politikadaki hareket alanını daraltmıştır. Sadabat, Montrö, Hatay ve Balkan Antantı ise 1930’lu yılların gelişmeleridir.
⏱️ Süre Tahmini: 50 saniye
ÖRNEK 4 (Etabli Sorunu ve 1930 Türk-Yunan İlişkileri - ORTA)
SORU: Lozan Antlaşması’ndan sonra Türkiye ile Yunanistan arasında nüfus mübadelesinin uygulanması sırasında “etabli” kavramının yorumlanması nedeniyle anlaşmazlık yaşanmıştır.
Bu sorunun çözümünü sağlayan gelişme aşağıdakilerden hangisidir?
- A) 1926 Ankara Antlaşması
- B) 1934 Balkan Antantı
- C) 1936 Montrö Sözleşmesi
- D) 10 Haziran 1930 Ankara Antlaşması
- E) 1937 Sadabat Paktı
ÇÖZÜM: Lozan Antlaşması’na göre Türkiye ile Yunanistan arasında nüfus mübadelesi yapılması kararlaştırılmıştır. Ancak İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türkleri bu mübadelenin dışında tutulmuştur. Bu istisna grubun belirlenmesinde kullanılan “etabli” yani yerleşik kavramı iki ülke arasında tartışma konusu olmuştur. Yunanistan kavramı kendi lehine dar yorumlamaya çalışmış, Türkiye ise daha geniş bir yaklaşımı savunmuştur. Sorun, 1920’lerin sonuna kadar Türk-Yunan ilişkilerini gergin tutmuştur. Ancak 1930’da Yunanistan Başbakanı Venizelos döneminde iki ülke arasında yakınlaşma başlamış ve 10 Haziran 1930 Ankara Antlaşması ile etabli sorunu çözüme kavuşturulmuştur. Bu gelişme Türk-Yunan dostluğunu güçlendirmiş, iki ülkenin daha sonra Balkan Antantı’nda birlikte hareket etmesinin de zeminini hazırlamıştır.
🎯 Doğru Cevap: D
⚠️ Tuzak Analizi: 1926 Ankara Antlaşması Musul ile, 1936 Montrö Boğazlarla, 1937 Sadabat Paktı doğu güvenliğiyle ilgilidir. Etabli sorunu özellikle 1930 Ankara Antlaşması ve Venizelos dönemi Türk-Yunan yakınlaşmasıyla ilişkilendirilmelidir.
⏱️ Süre Tahmini: 35 saniye
ÖRNEK 5 (Dış Borçlar ve Duyun-u Umumiye - ORTA)
SORU: Osmanlı Devleti’nden kalan dış borçların ödenmesi meselesi Lozan’da ele alınmış, borçlar Osmanlı’dan ayrılan devletler arasında paylaştırılmıştır.
Türkiye’nin dış borçlarla ilgili ödeme takvimini düzenleyen antlaşma aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Moskova Antlaşması
- B) Kars Antlaşması
- C) Ankara Antlaşması
- D) Montrö Sözleşmesi
- E) 13 Haziran 1928 Paris Antlaşması
ÇÖZÜM: Osmanlı Devleti’nin dış borçları, özellikle Duyun-u Umumiye sistemi nedeniyle Cumhuriyet’in çözmesi gereken önemli mali sorunlardan biri olmuştur. Lozan Antlaşması’nda Osmanlı borçlarının yalnızca Türkiye’ye yüklenmemesi, Osmanlı Devleti’nden ayrılan devletler arasında paylaştırılması kararlaştırılmıştır. Türkiye’ye düşen pay önemli olmakla birlikte ödeme şekli daha sonra ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Bu konuda 13 Haziran 1928 Paris Antlaşması ile bir ödeme takvimi belirlenmiştir. 1929 Dünya Ekonomik Krizi’nin etkileri nedeniyle daha sonra 1933’te yeni bir düzenleme yapılmıştır. Dış borçlar konusu, Türkiye’nin ekonomik bağımsızlık anlayışıyla da yakından ilişkilidir. Kapitülasyonların kaldırılması ve Duyun-u Umumiye’nin etkisinin sona erdirilmesi, tam bağımsızlık hedefinin mali alandaki karşılığıdır. Bu nedenle doğru cevap E seçeneğidir.
🎯 Doğru Cevap: E
⚠️ Tuzak Analizi: Moskova ve Kars antlaşmaları doğu sınırı ve Sovyet ilişkileriyle ilgilidir. Montrö Boğazlar rejimini düzenler. Ankara Antlaşması farklı bağlamlarda geçse de dış borç ödeme takvimi için kritik tarih 13 Haziran 1928 Paris Antlaşmasıdır.
⏱️ Süre Tahmini: 40 saniye
ÖRNEK 6 (Sovyet Rusya ile İlişkiler - ORTA)
SORU: Atatürk Dönemi’nde Türkiye ile Sovyet Rusya arasındaki ilişkiler, Kurtuluş Savaşı yıllarındaki yardımlaşmanın etkisiyle genel olarak dostane bir çizgide ilerlemiştir.
Aşağıdakilerden hangisi bu dönemde Türk-Sovyet dostluğunu pekiştiren gelişmelerden biridir?
- A) 17 Aralık 1925 Türk-Sovyet Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması
- B) 20 Temmuz 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi
- C) 9 Şubat 1934 Balkan Antantı
- D) 8 Temmuz 1937 Sadabat Paktı
- E) 10 Haziran 1930 Ankara Antlaşması
ÇÖZÜM: Türkiye ile Sovyet Rusya arasındaki yakınlaşma Kurtuluş Savaşı yıllarında başlamıştır. Sovyetler, Milli Mücadele’ye silah ve mali destek sağlamış; 16 Mart 1921 Moskova Antlaşması ve 13 Ekim 1921 Kars Antlaşması ile doğu sınırının güvenceye alınmasında etkili olmuştur. Cumhuriyet döneminde bu ilişkiler sürdürülmüş ve 17 Aralık 1925 Türk-Sovyet Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşma iki ülkenin birbirine karşı saldırgan tutum izlemeyeceğini ve tarafsızlık esasına dayalı ilişkiler geliştireceğini göstermiştir. 1929’da antlaşmanın yenilenmesi ve 1935’te dostluk ilişkilerinin sürdürülmesi de bu çizgiyi destekler. Diğer seçeneklerde yer alan gelişmeler Türkiye’nin farklı dış politika alanlarıyla ilgilidir. Montrö’de Sovyetler yer alsa da Türk-Sovyet dostluğunu doğrudan pekiştiren temel antlaşma 1925 tarihli dostluk ve tarafsızlık antlaşmasıdır.
🎯 Doğru Cevap: A
⚠️ Tuzak Analizi: Montrö’de Sovyet Rusya taraf devletlerden biri olsa da soru “Türk-Sovyet dostluğunu pekiştiren gelişme” diye sormaktadır. Bu durumda doğrudan iki ülke arasında yapılan 17 Aralık 1925 tarihli antlaşma seçilmelidir.
⏱️ Süre Tahmini: 45 saniye
ÖRNEK 7 (Fransa ile İlişkiler - ORTA)
SORU: Atatürk Dönemi’nde Türkiye-Fransa ilişkilerinde zaman zaman sorunlar yaşanmış, özellikle Suriye mandası ve Hatay meselesi ilişkilerin temel başlıklarından biri olmuştur.
Aşağıdakilerden hangisi Türkiye ile Fransa arasındaki ilişkilerde Hatay meselesinin önem kazanmasında etkili olmuştur?
- A) Musul’un Irak’a bırakılması
- B) Fransa’nın Suriye üzerindeki manda yönetimi
- C) Balkan Antantı’nın kurulması
- D) Sadabat Paktı’nın imzalanması
- E) Milletler Cemiyeti’ne üyelik
ÇÖZÜM: Hatay meselesi, Lozan sonrasında Türkiye’nin dış politikasında önemli bir konu olarak varlığını sürdürmüştür. Hatay, yani İskenderun Sancağı, Suriye sınırları içinde fakat Fransa’nın manda yönetimi altında bulunuyordu. Bu nedenle Hatay’ın statüsü doğrudan Türkiye-Fransa ilişkileriyle bağlantılıydı. Fransa’nın 1936’da Suriye’ye bağımsızlık verme sürecinde Hatay’ı Suriye’ye bırakma ihtimali, Türkiye açısından ciddi bir güvenlik ve milli mesele hâline gelmiştir. Türkiye, Hatay’ın Türk nüfusunu, tarihî bağlarını ve stratejik önemini vurgulayarak konuyu Milletler Cemiyeti’ne taşımıştır. Bu süreçte Fransa ile yoğun diplomatik görüşmeler yapılmış ve Hatay önce bağımsız bir devlet hâline gelmiş, ardından Türkiye’ye katılmıştır. Dolayısıyla Hatay meselesinin Türkiye-Fransa ilişkilerinde öne çıkmasının temel nedeni Fransa’nın Suriye üzerindeki manda yönetimidir.
🎯 Doğru Cevap: B
⚠️ Tuzak Analizi: Milletler Cemiyeti süreçte devreye girmiştir; ancak meselenin kaynağı Fransa’nın Suriye mandasıdır. Musul İngiltere ile, Balkan Antantı Balkan devletleriyle, Sadabat ise doğu komşularıyla ilgilidir.
⏱️ Süre Tahmini: 45 saniye
ÖRNEK 8 (İngiltere ile İlişkiler - ORTA)
SORU: Atatürk Dönemi’nde Türkiye-İngiltere ilişkilerinde başlangıçta Musul Sorunu nedeniyle gerginlik yaşanmış, daha sonra ilişkiler diplomatik yollarla yumuşamıştır.
Bu süreci en doğru yansıtan ifade aşağıdakilerden hangisidir?
- A) İngiltere, Hatay’ın Türkiye’ye katılmasını doğrudan engellemiştir.
- B) Türkiye ile İngiltere arasındaki tüm sorunlar Lozan’da çözülmüştür.
- C) İngiltere, Sadabat Paktı’nın kurucu üyesidir.
- D) Musul Sorunu 1926 Ankara Antlaşması ile çözüldükten sonra ilişkiler yumuşamıştır.
- E) İngiltere, Balkan Antantı’na katılarak Türkiye ile ittifak kurmuştur.
ÇÖZÜM: Türkiye-İngiltere ilişkilerinde Cumhuriyet’in ilk yıllarında en önemli anlaşmazlık Musul Sorunu olmuştur. Lozan’da Musul meselesi çözülememiş, daha sonra Türkiye ile İngiltere arasında Haliç Konferansı yapılmış ancak sonuç alınamamıştır. Konu Milletler Cemiyeti’ne taşınmış ve Türkiye aleyhine gelişen süreç sonunda 5 Haziran 1926 Ankara Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşmayla Musul Irak’a bırakılmış, Türkiye petrol gelirlerinden belirli süre pay alma hakkı elde etmiştir. Musul meselesinin kapanması, Türkiye-İngiltere ilişkilerindeki en büyük gerilim başlığını ortadan kaldırmıştır. 1930’lu yıllarda Avrupa’da savaş tehlikesinin artması ve Türkiye’nin Boğazlar konusunda haklı taleplerini diplomatik biçimde gündeme getirmesi, İngiltere ile iş birliği imkânlarını artırmıştır. Bu nedenle süreci en doğru özetleyen ifade D seçeneğidir.
🎯 Doğru Cevap: D
⚠️ Tuzak Analizi: İngiltere, Balkan Antantı veya Sadabat Paktı üyesi değildir. Lozan’da Musul çözülmemiştir. Hatay meselesi doğrudan Fransa ve Suriye mandasıyla ilgilidir; İngiltere bu sorunun temel tarafı değildir.
⏱️ Süre Tahmini: 50 saniye
ÖRNEK 9 (Balkan Antantı - ORTA-ZOR)
SORU: Balkan Antantı, 1930’lu yıllarda Avrupa’da revizyonist politikaların güçlenmesi karşısında Balkan devletlerinin mevcut sınırları koruma amacıyla oluşturduğu bir ittifaktır.
Aşağıdakilerden hangisi Balkan Antantı’nın kurucu üyelerinden biridir?
- A) Bulgaristan
- B) İtalya
- C) Almanya
- D) Sovyet Rusya
- E) Yugoslavya
ÇÖZÜM: Balkan Antantı, 9 Şubat 1934’te Atina’da imzalanmıştır. Antantın temel amacı Balkanlar’da mevcut statükoyu ve sınır güvenliğini korumaktır. Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya bu antantın kurucu üyeleridir. Bulgaristan ise revizyonist politikalar izlediği ve Balkan sınır düzeninden memnun olmadığı için antanta katılmamıştır. İtalya ve Almanya ise 1930’larda Avrupa’da mevcut düzeni değiştirmeye çalışan güçler arasında değerlendirilir; Balkan Antantı’nın kurucu üyesi değildirler. Sovyet Rusya da Balkan Antantı’nda yer almamıştır. Türkiye açısından Balkan Antantı, batı sınırlarının güvenliğini sağlama, Yunanistan ile dostluğu pekiştirme ve Avrupa’daki savaş tehlikesine karşı bölgesel güvenlik sistemi oluşturma bakımından önemlidir. Seçenekler içinde kurucu üyelerden biri yalnızca Yugoslavya’dır.
🎯 Doğru Cevap: E
⚠️ Tuzak Analizi: En sık yapılan hata Bulgaristan’ı üyeler arasında saymaktır. Oysa Bulgaristan, revizyonist tutumu nedeniyle antanta dahil edilmemiştir. Balkan Antantı’nın üyeleri kesin olarak Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanyadır.
⏱️ Süre Tahmini: 40 saniye
ÖRNEK 10 (Balkan Antantı - ORTA-ZOR)
SORU: Aşağıdakilerden hangisi Balkan Antantı’nın temel amaçlarından biri değildir?
- A) Balkan sınırlarını güvence altına almak
- B) Bölgesel barışı korumak
- C) Revizyonist devletlere karşı statükoyu savunmak
- D) Boğazlar Komisyonu’nu kaldırmak
- E) Türkiye-Yunanistan yakınlaşmasını güçlendirmek
ÇÖZÜM: Balkan Antantı, 1930’lu yıllarda Avrupa’da artan gerilim ve revizyonist talepler karşısında Balkan ülkelerinin ortak güvenlik arayışının sonucudur. Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya tarafından 9 Şubat 1934’te Atina’da imzalanmıştır. Antantın temel hedefi Balkan sınırlarını güvence altına almak, mevcut statükoyu korumak, saldırmazlık ve yardımlaşma esasına dayalı bölgesel barış ortamı oluşturmaktır. Türkiye açısından bu antant, batı sınırlarının güvenliği ve Türk-Yunan dostluğunun pekişmesi açısından önem taşımıştır. Ancak Boğazlar Komisyonu’nun kaldırılması Balkan Antantı’nın değil, 20 Temmuz 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesinin sonucudur. Lozan’da kurulan Boğazlar Komisyonu Montrö ile kaldırılmış ve Türkiye Boğazlar üzerinde tam egemenlik sağlamıştır. Bu nedenle “Boğazlar Komisyonu’nu kaldırmak” Balkan Antantı’nın amacı değildir.
🎯 Doğru Cevap: D
⚠️ Tuzak Analizi: Balkan Antantı ve Montrö aynı dönemin güvenlik politikalarıyla bağlantılıdır; ancak kurum ve sonuçları farklıdır. Balkan Antantı sınır güvenliğiyle, Montrö ise Boğazların egemenlik rejimiyle ilgilidir.
⏱️ Süre Tahmini: 55 saniye
ÖRNEK 11 (Sadabat Paktı - ORTA-ZOR)
SORU: Sadabat Paktı, Türkiye’nin doğu sınırlarını güvence altına almak ve bölgesel barışı sağlamak amacıyla imzaladığı önemli bir antlaşmadır.
Aşağıdakilerden hangisi Sadabat Paktı’nın kurucu devletlerinden biridir?
- A) İran
- B) Yunanistan
- C) Bulgaristan
- D) Yugoslavya
- E) Romanya
ÇÖZÜM: Sadabat Paktı, 8 Temmuz 1937’de Tahran’da, Sadabat Sarayı’nda imzalanmıştır. Bu paktın kurucu devletleri Türkiye, İran, Irak ve Afganistan’dır. Amaç; doğu sınırlarında güvenlik sağlamak, saldırmazlık ilkesini güçlendirmek, devletlerin birbirlerinin iç işlerine karışmamasını temin etmek ve sınırlara saygıyı garanti altına almaktır. Türkiye, batıda Balkan Antantı ile güvenlik alanı oluştururken, doğuda Sadabat Paktı ile benzer bir bölgesel barış sistemi kurmuştur. Seçeneklerde yer alan Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya Balkan Antantı üyeleridir. Bulgaristan ise Balkan Antantı’na da katılmamıştır. Bu nedenle Sadabat Paktı’nın üyesi olan devlet İran’dır. Sadabat Paktı, Atatürk Dönemi dış politikasının barışçı, dengeci ve bölgesel güvenliği önceleyen yapısının doğu politikasındaki karşılığıdır.
🎯 Doğru Cevap: A
⚠️ Tuzak Analizi: Balkan Antantı ile Sadabat Paktı üyeleri sık karıştırılır. Balkan Antantı batı güvenliği için; Sadabat Paktı doğu güvenliği için kurulmuştur. Sadabat üyeleri: Türkiye, İran, Irak, Afganistan.
⏱️ Süre Tahmini: 35 saniye
ÖRNEK 12 (Sadabat Paktı - ORTA-ZOR)
SORU: Türkiye, 1930’lu yıllarda bir yandan batı sınırlarını Balkan Antantı ile güvence altına alırken, diğer yandan doğu sınırları için Sadabat Paktı’nı imzalamıştır.
Sadabat Paktı ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
- A) 1934’te Atina’da imzalanmıştır.
- B) Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında imzalanmıştır.
- C) Bulgaristan’ın revizyonist taleplerini önlemek için kurulmuştur.
- D) Boğazlar rejimini değiştirmiştir.
- E) Hatay’ın Türkiye’ye katılmasını sağlamıştır.
ÇÖZÜM: Sadabat Paktı, Türkiye’nin doğu güvenliğini sağlama amacıyla oluşturduğu bölgesel güvenlik sistemidir. 8 Temmuz 1937’de Tahran’da, Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında imzalanmıştır. Paktın temel ilkeleri saldırmazlık, iç işlerine karışmama, sınırlara saygı ve bölgesel barışın korunmasıdır. Türkiye, Balkan Antantı ile batı sınırlarını güvence altına alırken Sadabat Paktı ile doğu sınırlarında istikrar sağlamaya çalışmıştır. 1934’te Atina’da imzalanan antlaşma Sadabat değil Balkan Antantı’dır. Bulgaristan’ın revizyonist talepleri Balkan Antantı bağlamında önemlidir. Boğazlar rejimini değiştiren gelişme Montrö Sözleşmesi, Hatay’ın Türkiye’ye katılmasını sağlayan süreç ise Türkiye-Fransa görüşmeleri ve Hatay Meclisi’nin kararıdır. Bu bilgiler dikkate alındığında doğru cevap B seçeneğidir.
🎯 Doğru Cevap: B
⚠️ Tuzak Analizi: “Atina” ve “Tahran” ayrımı kritik bir ÖSYM tuzağıdır. Balkan Antantı Atina, Sadabat Paktı Tahran merkezlidir. Ayrıca Balkan Antantı batı; Sadabat Paktı doğu güvenliğiyle ilgilidir.
⏱️ Süre Tahmini: 50 saniye
ÖRNEK 13 (Milletler Cemiyeti Üyeliği - ORTA)
SORU: Türkiye, Lozan’dan sonra barışçı dış politikası ve uluslararası hukuka saygılı tutumu sayesinde Milletler Cemiyeti’ne davet edilmiştir.
Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’ne üyelik tarihi aşağıdakilerden hangisidir?
- A) 20 Temmuz 1936
- B) 9 Şubat 1934
- C) 18 Temmuz 1932
- D) 8 Temmuz 1937
- E) 5 Haziran 1926
ÇÖZÜM: Türkiye, Milletler Cemiyeti’ne hemen Lozan’dan sonra üye olmamıştır. Bunun temel nedeni, Lozan’dan kalan sorunların ve özellikle Musul meselesinin Milletler Cemiyeti’nde Türkiye aleyhine sonuçlanmasının yarattığı güvensizliktir. Buna rağmen Türkiye, 1920’lerin sonundan itibaren barışçı dış politika çizgisini sürdürmüş, komşularıyla sorunlarını çözmeye çalışmış ve uluslararası sistemde saygınlığını artırmıştır. Bu yaklaşım sonucunda Türkiye Milletler Cemiyeti’ne davet edilmiş ve 18 Temmuz 1932 tarihinde üyeliği kabul edilmiştir. Bu üyelik Türkiye’nin uluslararası prestijini artırmış, 1930’lu yıllardaki diplomatik girişimlerinde elini güçlendirmiştir. Seçeneklerde yer alan 1936 Montrö, 1934 Balkan Antantı, 1937 Sadabat Paktı ve 1926 Ankara Antlaşması farklı konulara aittir. Bu nedenle doğru cevap C seçeneğidir.
🎯 Doğru Cevap: C
⚠️ Tuzak Analizi: Milletler Cemiyeti üyeliği genellikle 1934 veya 1936 gelişmeleriyle karıştırılır. Ancak tarih net biçimde 18 Temmuz 1932dir. Türkiye cemiyete başvurarak değil, davet üzerine katılmıştır.
⏱️ Süre Tahmini: 30 saniye
ÖRNEK 14 (Boğazlar ve Montrö - ORTA-ZOR)
SORU: Lozan Antlaşması’nda Boğazlar bölgesi askerden arındırılmış ve Boğazlar uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakılmıştır. 1930’larda Avrupa’da savaş tehlikesinin artması üzerine Türkiye bu durumun değiştirilmesini istemiştir.
Bu isteğin sonucunda imzalanan sözleşme aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Balkan Antantı
- B) Sadabat Paktı
- C) Paris Antlaşması
- D) Montrö Boğazlar Sözleşmesi
- E) Ankara Antlaşması
ÇÖZÜM: Lozan Antlaşması, Türkiye’nin bağımsızlığını büyük ölçüde sağlamış olmakla birlikte Boğazlar konusunda tam egemenlik getirmemiştir. Boğazlar bölgesi askerden arındırılmış ve Boğazların yönetimi uluslararası bir komisyona bırakılmıştır. Bu durum Türkiye’nin egemenlik haklarını sınırlamaktaydı. 1930’larda Almanya’da Hitler’in iktidara gelmesi, İtalya’nın Habeşistan’ı işgal etmesi ve Avrupa’da savaş ihtimalinin artması Türkiye’nin güvenlik kaygılarını artırdı. Türkiye, değişen şartları gerekçe göstererek Boğazlar rejiminin yeniden düzenlenmesini istedi. Yapılan görüşmeler sonucunda 20 Temmuz 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalandı. Bu sözleşmeyle Boğazlar Komisyonu kaldırıldı, Türkiye Boğazları tahkim etme hakkını elde etti ve Boğazlar üzerinde tam egemenlik sağladı. Bu nedenle doğru cevap D seçeneğidir.
🎯 Doğru Cevap: D
⚠️ Tuzak Analizi: Balkan Antantı ve Sadabat Paktı bölgesel güvenlik antlaşmalarıdır; Boğazların statüsünü değiştirmez. Paris Antlaşması dış borçlarla, Ankara Antlaşması ise bağlama göre Musul veya etabli gibi farklı sorunlarla ilgilidir.
⏱️ Süre Tahmini: 40 saniye
ÖRNEK 15 (Montrö’nün Sonuçları - ORTA-ZOR)
SORU: Aşağıdakilerden hangisi 20 Temmuz 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesinin sonuçlarından biri değildir?
- A) Boğazlar Komisyonu kaldırılmıştır.
- B) Türkiye Boğazları yeniden askerîleştirme hakkı elde etmiştir.
- C) Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki egemenliği güçlenmiştir.
- D) Barış zamanı ticaret gemilerinin geçişi düzenlenmiştir.
- E) Hatay Türkiye’ye katılmıştır.
ÇÖZÜM: Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Atatürk Dönemi dış politikasının en önemli diplomatik başarılarından biridir. Lozan’da Boğazlar konusunda Türkiye’nin egemenliği sınırlıydı; Boğazlar Komisyonu bulunuyor ve bölge askerden arındırılmış durumdaydı. Montrö ile bu durum değişmiş, Boğazlar Komisyonu kaldırılmış, Türkiye’ye Boğazları tahkim etme hakkı verilmiş ve Boğazlar üzerindeki egemenlik güçlendirilmiştir. Sözleşme, barış zamanı ticaret gemilerinin geçişini serbest bırakırken savaş gemileri için sınırlamalar getirmiştir. Türkiye’nin savaşta taraf olup olmamasına göre geçiş rejimini düzenleme yetkisi de farklı hükümlerle belirlenmiştir. Ancak Hatay’ın Türkiye’ye katılması Montrö’nün sonucu değildir. Hatay meselesi Fransa mandasındaki Suriye ve Milletler Cemiyeti süreciyle ilgilidir; Hatay, Atatürk’ün ölümünden sonra 7 Temmuz 1939’da Türkiye’ye katılmıştır. Bu nedenle doğru cevap E seçeneğidir.
🎯 Doğru Cevap: E
⚠️ Tuzak Analizi: Montrö “egemenlik” kavramıyla ilişkilidir; Hatay ise “milli dava” ve Türkiye-Fransa diplomasi süreciyle ilgilidir. Her ikisi 1930’ların dış politika başarısıdır ama aynı olay değildir.
⏱️ Süre Tahmini: 50 saniye
ÖRNEK 16 (Montrö ve Tevfik Rüştü Aras - ORTA-ZOR)
SORU: Atatürk Dönemi’nde 1925-1938 yılları arasında dışişleri bakanlığı yapan ve Montrö, Balkan Antantı, Sadabat Paktı gibi gelişmelerde önemli rol oynayan devlet adamı aşağıdakilerden hangisidir?
- A) İsmet İnönü
- B) Yusuf Kemal Tengirşenk
- C) Numan Menemencioğlu
- D) Fethi Okyar
- E) Tevfik Rüştü Aras
ÇÖZÜM: Atatürk Dönemi dış politikasının yürütülmesinde çeşitli devlet adamlarının önemli rolleri vardır. İsmet İnönü, özellikle Lozan Konferansı’nın başmüzakerecisi olarak öne çıkar. Yusuf Kemal Tengirşenk, Milli Mücadele döneminde Moskova Antlaşması sürecinde etkili olmuştur. Numan Menemencioğlu ise Hatay görüşmelerinde ve sonraki dönem dış politikasında adı geçen önemli diplomatlardandır. Ancak 1925-1938 yılları arasında uzun süre dışişleri bakanlığı yapan, Atatürk Dönemi’nin 1930’lu yıllardaki diplomatik başarılarında en çok öne çıkan isim Tevfik Rüştü Arastır. Balkan Antantı, Sadabat Paktı, Milletler Cemiyeti üyeliği ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi gibi önemli gelişmeler onun dışişleri bakanlığı döneminde gerçekleşmiştir. Bu nedenle soruda verilen tarih aralığı ve dış politika gelişmeleri doğrudan Tevfik Rüştü Aras’ı işaret eder.
🎯 Doğru Cevap: E
⚠️ Tuzak Analizi: İsmet İnönü’nün Lozan’daki rolü çok önemlidir; ancak soruda 1925-1938 dışişleri bakanlığı vurgusu vardır. Bu görev süresi ve Montrö-Balkan-Sadabat bağlantısı Tevfik Rüştü Arası gösterir.
⏱️ Süre Tahmini: 35 saniye
ÖRNEK 17 (Hatay Sorunu ve Hatay Devleti - ORTA-ZOR)
SORU: Hatay Sorunu, Atatürk Dönemi Türk dış politikasının en önemli milli davalarından biridir. Hatay, önce özel statü kazanmış, sonra bağımsız devlet olmuş ve daha sonra Türkiye’ye katılmıştır.
Hatay Devleti’nin kuruluş tarihi ve devlet başkanı aşağıdakilerin hangisinde doğru verilmiştir?
- A) 20 Temmuz 1936 - Tevfik Rüştü Aras
- B) 2 Eylül 1938 - Tayfur Sökmen
- C) 18 Temmuz 1932 - İsmet İnönü
- D) 8 Temmuz 1937 - Numan Menemencioğlu
- E) 7 Temmuz 1939 - Yusuf Kemal Tengirşenk
ÇÖZÜM: Hatay meselesi, Fransa’nın Suriye üzerindeki manda yönetimiyle bağlantılı olarak ortaya çıkmıştır. Türkiye, Hatay’ın tarihî, kültürel ve demografik özelliklerini vurgulayarak bölgenin doğrudan Suriye’ye bırakılmasına karşı çıkmıştır. Atatürk bu meseleyi “şahsi davam” olarak nitelendirmiştir. Diplomatik süreç sonunda Hatay önce özel statülü bir sancak olarak kabul edilmiş, ardından 2 Eylül 1938’de Hatay Devleti kurulmuştur. Hatay Devleti’nin cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen olmuştur. Bu devlet, kısa süre sonra Türkiye’ye katılma yönünde karar almış ve Atatürk’ün vefatından sonra 7 Temmuz 1939’da Hatay Türkiye’ye resmen katılmıştır. Seçeneklerde verilen diğer tarihler farklı gelişmelerle ilgilidir: 1936 Montrö, 1932 Milletler Cemiyeti, 1937 Sadabat Paktı, 1939 ise katılım sürecidir. Bu nedenle doğru cevap B seçeneğidir.
🎯 Doğru Cevap: B
⚠️ Tuzak Analizi: Hatay Devleti’nin kuruluşu ile Türkiye’ye katılması farklı tarihlerdir. Kuruluş 2 Eylül 1938, Türkiye’ye resmen katılım 7 Temmuz 1939dur. Tayfur Sökmen, Hatay Devleti’nin cumhurbaşkanıdır.
⏱️ Süre Tahmini: 45 saniye
ÖRNEK 18 (Hatay’ın Türkiye’ye Katılması - ORTA-ZOR)
SORU: Hatay meselesiyle ilgili aşağıdaki gelişmelerden hangisi Atatürk’ün vefatından sonra gerçekleşmiştir?
- A) Hatay’ın Milletler Cemiyeti gündemine taşınması
- B) Hatay Devleti’nin kurulması
- C) Atatürk’ün “Hatay benim şahsi davamdır” demesi
- D) Hatay’ın Türkiye’ye resmen katılması
- E) Hatay’ın özel statü kazanması
ÇÖZÜM: Atatürk, Hatay meselesine büyük önem vermiş ve bu konuyu milli bir dava olarak görmüştür. 1936’da Fransa’nın Suriye’ye bağımsızlık verme sürecinde Hatay’ın Suriye’ye bırakılması ihtimali doğunca Türkiye konuyu diplomatik yollarla gündeme getirmiştir. Milletler Cemiyeti süreci sonunda Hatay özel statü kazanmış ve 2 Eylül 1938’de Hatay Devleti kurulmuştur. Ancak Atatürk 10 Kasım 1938’de vefat ettiği için Hatay’ın Türkiye’ye katıldığını görememiştir. Hatay Meclisi’nin Türkiye’ye katılma kararı ve resmî katılım süreci Atatürk’ün ölümünden sonra tamamlanmıştır. 7 Temmuz 1939’da Hatay Türkiye’ye resmen katılmıştır. Bu nedenle Atatürk’ün vefatından sonra gerçekleşen gelişme Hatay’ın Türkiye’ye resmen katılmasıdır. Diğer gelişmeler Atatürk hayattayken başlayan veya gerçekleşen süreçlerle ilgilidir.
🎯 Doğru Cevap: D
⚠️ Tuzak Analizi: Hatay Devleti’nin kurulması 2 Eylül 1938’dir ve Atatürk hayattadır. Ancak Türkiye’ye katılım 1939’da gerçekleşmiştir. Bu nedenle “Atatürk Hatay’ı göremedi” bilgisi kritik bir tuzaktır.
⏱️ Süre Tahmini: 40 saniye
ÖRNEK 19 (Karma ve Tuzak - ZOR)
SORU: Atatürk Dönemi Türk dış politikasında bazı gelişmeler Lozan’dan kalan sorunları çözmeye, bazıları ise 1930’lu yılların güvenlik kaygılarına yöneliktir.
Aşağıdaki eşleştirmelerden hangisi yanlıştır?
- A) Musul Sorunu - 5 Haziran 1926 Ankara Antlaşması
- B) Etabli Sorunu - 10 Haziran 1930 Ankara Antlaşması
- C) Boğazlar Sorunu - 20 Temmuz 1936 Montrö Sözleşmesi
- D) Sadabat Paktı - 9 Şubat 1934 Atina
- E) Milletler Cemiyeti - 18 Temmuz 1932
ÇÖZÜM: Soruda Atatürk Dönemi dış politika gelişmeleri tarih ve olay eşleştirmesiyle sorgulanmaktadır. Musul Sorunu, 5 Haziran 1926 Ankara Antlaşması ile çözümlenmiştir. Etabli Sorunu, Türk-Yunan ilişkilerinde 10 Haziran 1930 Ankara Antlaşması ile aşılmıştır. Boğazlar Sorunu, 20 Temmuz 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Türkiye lehine çözüme kavuşmuştur. Türkiye’nin Milletler Cemiyeti üyeliği ise 18 Temmuz 1932 tarihindedir. Yanlış eşleştirme Sadabat Paktı ile ilgilidir. Sadabat Paktı 9 Şubat 1934 Atina’da değil, 8 Temmuz 1937’de Tahran’da imzalanmıştır. 9 Şubat 1934 Atina tarihi Balkan Antantı’na aittir. Dolayısıyla D seçeneği yanlıştır. Bu soru özellikle Balkan Antantı ve Sadabat Paktı’nın tarih ve yer bakımından karıştırılmasını ölçmektedir.
🎯 Doğru Cevap: D
⚠️ Tuzak Analizi: ÖSYM tarzı sorularda doğru bilgilerin arasına tek bir yer-tarih kaydırması yerleştirilir. Atina = Balkan Antantı, Tahran = Sadabat Paktı şeklinde ezberlemek bu tuzağı önler.
⏱️ Süre Tahmini: 60 saniye
ÖRNEK 20 (Karma ve Tuzak - ZOR)
SORU: Aşağıdakilerden hangisi Atatürk Dönemi Türk dış politikasında Lozan’dan kalan sorunlardan biri olarak değerlendirilemez?
- A) Musul Sorunu
- B) Boğazlar Sorunu
- C) Hatay Sorunu
- D) Nüfus Mübadelesi ve Etabli Sorunu
- E) Sadabat Paktı’nın kurulması
ÇÖZÜM: Lozan Antlaşması, Türkiye’nin bağımsızlığını uluslararası alanda kabul ettiren temel antlaşmadır; ancak bazı sorunları tamamen çözmemiş veya sonraki diplomatik süreçlere bırakmıştır. Bu sorunlar arasında Musul, Boğazlar, Hatay, nüfus mübadelesi ve etabli meselesi ile dış borçların uygulanması gibi başlıklar yer alır. Musul Lozan’da çözülememiş ve 1926 Ankara Antlaşması’na kadar devam etmiştir. Boğazlar Lozan’da uluslararası komisyon yönetimine bırakılmış, 1936 Montrö ile Türkiye lehine çözülmüştür. Hatay, Lozan’da Fransa mandasındaki Suriye sınırları içinde kalmış, 1939’da Türkiye’ye katılmıştır. Nüfus mübadelesi ve etabli sorunu da Lozan’ın uygulanması sırasında Türk-Yunan ilişkilerinde sorun yaratmıştır. Buna karşılık Sadabat Paktı, Lozan’dan kalan bir sorun değil; 1930’lu yıllarda doğu sınırlarını güvenceye almak için oluşturulan bölgesel güvenlik antlaşmasıdır. Bu nedenle doğru cevap E seçeneğidir.
🎯 Doğru Cevap: E
⚠️ Tuzak Analizi: Her dış politika gelişmesi Lozan’dan kalan sorun değildir. Sadabat Paktı, Balkan Antantı gibi güvenlik amaçlı bir ittifaktır. Lozan’dan kalan sorunlar daha çok Musul, Boğazlar, Hatay, mübadele ve dış borçlar çevresinde toplanır.
⏱️ Süre Tahmini: 55 saniye