K

KpssAsistanım

KPSS Hazırlık Platformu

KPSS / Tarih

Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası

KPSS Tarih için yayındaki konu özeti, test girişi ve çalışma kağıdı akışı bu sayfada bir arada.

Konu özeti

Temeli netleştir, sonra teste geç

PDF \u0130ndir (Premium)

Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası (1923-1938) — KPSS Konu Anlatımı

"Yurtta sulh, cihanda sulh" — ama bu barış teslimiyet değil, akıllı bir denge politikasıydı. Genç Cumhuriyet, Lozan'dan kalan sorunları masada çözdü; Avrupa savaşa sürüklenirken hem batıda hem doğuda bir güvenlik kuşağı ördü ve Boğazlar ile Hatay'ı diplomasiyle kazandı. KPSS bu konuyu sorun-çözüm, ittifak-üye ve tarih eşleştirmesiyle sorar. İki dönemi ayır:

🔑 Dış Politikanın İki Dönemi

  1. 1923-1930 — Lozan'dan kalan sorunlar: Musul (1926, kaybedildi), Nüfus Mübadelesi (etabli), Dış Borçlar (Düyun-u Umumiye). Ağırlık: batıyla ilişkileri düzeltmek.
  2. 1930-1939 — İttifaklar ve güvenlik: Milletler Cemiyeti (1932), Balkan Antantı (1934, batı), Sadabat Paktı (1937, doğu), Montrö (1936, Boğazlar), Hatay (1939, kazanıldı).

Temel ilke: tam bağımsızlık + barışçılık + gerçekçilik + uluslararası hukuka saygı. Çeldiriciler hep Balkan/Sadabat ve Musul/Hatay ayrımında saklanır.

Aşağıdaki anlatımda her başlık, sınavda ayırt edici olabilecek tarih, kişi, antlaşma ve tuzak bilgilerle birlikte verilmiştir.


1. Atatürk Dönemi Dış Politika İlkeleri ve Genel Çerçeve

Barışçı ve gerçekçi dış politika anlayışı

Atatürk Dönemi dış politikasının ana çizgisi barış, tam bağımsızlık ve milli egemenliktir. Türkiye, Kurtuluş Savaşı’nı kazanmış olmasına rağmen dış politikada yayılmacı bir yol izlememiştir. Yeni devletin temel amacı, savaşla kazanılan bağımsızlığı diplomasiyle kalıcı hâle getirmek olmuştur. Bu nedenle Türkiye, başka devletlerin iç işlerine karışmamış, kendi iç işlerine karışılmasına da izin vermemiştir. Dış politikada güç dengeleri dikkatle takip edilmiş; özellikle İngiltere, Fransa, Sovyet Rusya, Yunanistan ve komşu devletlerle ilişkiler çıkar dengesi içinde yürütülmüştür.

“Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi

Atatürk’ün dış politikadaki en ünlü ilkesi “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözüdür. Bu söz, 20 Nisan 1931 CHP Programı ile dış politikanın temel ilkesi hâline gelmiştir. Bu ilke, Türkiye’nin hem ülke içinde huzuru sağlamasını hem de uluslararası alanda barışçı bir politika izlemesini ifade eder. Ancak bu ilke pasiflik anlamına gelmez. Türkiye, barıştan yana olmakla birlikte haklarından vazgeçmemiştir. Montrö Boğazlar Sözleşmesi ve Hatay meselesi bunun en açık örnekleridir.

Tam bağımsızlık ve milli irade

Cumhuriyet’in dış politikası, Kurtuluş Savaşı’nın temel hedefi olan tam bağımsızlık anlayışına dayanır. Bu anlayış sadece siyasi bağımsızlıkla sınırlı değildir; ekonomik, hukuki ve askeri bağımsızlığı da kapsar. Kapitülasyonların Lozan’da kesin olarak kaldırılması, bu anlayışın en önemli sonucudur. Aynı şekilde Boğazlar üzerinde tam egemenliğin 20 Temmuz 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile sağlanması da tam bağımsızlık hedefinin devamıdır.

Lozan’dan kalan sorunları çözme hedefi

24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması yeni Türk devletinin uluslararası alanda tanınmasını sağlamış fakat bazı meseleleri tamamen çözememiştir. Bunların başında Musul, Boğazlar, Hatay, nüfus mübadelesi ve dış borçlar gelir. Türkiye bu sorunları savaşla değil, diplomasiyle çözmeye çalışmıştır. KPSS’de “Lozan’dan kalan sorunlar” dendiğinde özellikle Musul, Boğazlar ve Hatay üçlüsü akla gelmelidir.

Uluslararası hukuka saygı

Türkiye, dış ilişkilerinde milletlerarası hukuka bağlı kalmıştır. Bu yaklaşım, Türkiye’nin 18 Temmuz 1932’de Milletler Cemiyeti’ne davet edilerek üye olması ile uluslararası prestij kazanmasını sağlamıştır. Türkiye, antlaşmalara sadık kalmış; fakat şartlar değiştiğinde hukuki yollarla yeni düzenlemeler istemiştir. Boğazlar meselesinde Montrö’ye giden süreç bunun tipik örneğidir.

Karşılıklı çıkarlara dayalı ilişkiler

Atatürk Dönemi’nde dış ilişkiler, ideolojik yakınlıktan çok karşılıklı çıkar ve güvenlik esasına göre kurulmuştur. Sovyet Rusya ile dostane ilişkiler sürdürülürken İngiltere ve Fransa ile de diplomatik ilişkiler geliştirilmiştir. Türkiye, hiçbir büyük devletin uydusu olmamış; denge politikası izleyerek bağımsız hareket etmiştir.

Dönemlendirme

Atatürk Dönemi dış politikası genel olarak iki evrede incelenir. 1923-1932 dönemi, daha çok Lozan’dan kalan sorunların çözülmeye çalışıldığı dönemdir. Bu dönemde Musul, nüfus mübadelesi, dış borçlar ve yabancı okullar gibi meseleler öne çıkar. 1932-1938 dönemi ise Avrupa’da gerginliğin arttığı, Türkiye’nin uluslararası örgütlere ve bölgesel ittifaklara yöneldiği dönemdir. Bu evrede Milletler Cemiyeti üyeliği, Balkan Antantı, Montrö, Sadabat Paktı ve Hatay öne çıkar.


2. Lozan’dan Kalan Sorunlar

Lozan’ın genel önemi

24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması, Türkiye’nin bağımsızlığını ve Misak-ı Milli doğrultusunda varlığını uluslararası alanda kabul ettiren temel antlaşmadır. Ancak Lozan, tüm sorunları kesin biçimde bitirmemiştir. Bazı konular ya ileride görüşülmek üzere bırakılmış ya da Türkiye açısından tam egemenlik sağlamayan hükümler içermiştir. Bu nedenle Cumhuriyet’in ilk yıllarında dış politikanın ana gündemi, Lozan’dan kalan meselelerin çözümü olmuştur.

Musul sorunu

Musul meselesi Lozan’da çözülememiştir. Türkiye, Musul’un Misak-ı Milli sınırları içinde olduğunu savunmuş; İngiltere ise bölgedeki petrol kaynakları nedeniyle Musul’un Irak’ta kalmasını istemiştir. Sorun önce ikili görüşmelere, sonra Milletler Cemiyeti’ne taşınmış ve Türkiye aleyhine sonuçlanmıştır. 5 Haziran 1926 Ankara Antlaşması ile Musul Irak’a, yani İngiltere mandasındaki yönetime bırakılmıştır.

Boğazlar sorunu

Lozan’da Boğazlar, uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakılmış ve bölgenin askerden arındırılması kabul edilmiştir. Bu durum Türkiye’nin egemenlik haklarını sınırlıyordu. Avrupa’da savaş tehlikesinin artması üzerine Türkiye, Boğazlar rejiminin değiştirilmesini istedi. 20 Temmuz 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Boğazlar Komisyonu kaldırıldı ve Türkiye Boğazlar üzerinde tam egemenlik sağladı.

Hatay sorunu

Hatay, Lozan’da Türkiye sınırları dışında kalmış ve Fransa mandasındaki Suriye’ye bağlı özel statülü bir bölge olmuştur. Fransa’nın 1936’da Suriye’ye bağımsızlık verme sürecinde Hatay’ı Suriye’ye bırakmak istemesi, Türkiye ile Fransa arasında Hatay sorununu doğurmuştur. Atatürk bu konuya büyük önem vermiş ve “Hatay benim şahsi davamdır” diyerek meselenin milli karakterini vurgulamıştır. Hatay önce 2 Eylül 1938’de bağımsız devlet, ardından 7 Temmuz 1939’da Türkiye’nin ili olmuştur.

Nüfus mübadelesi ve etabli sorunu

Lozan’a göre Türkiye’deki Rumlarla Yunanistan’daki Türkler karşılıklı olarak değiştirilecekti. Ancak İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türkleri mübadele dışında tutulmuştu. Burada asıl sorun, “yerleşik” anlamına gelen etabli kavramının nasıl yorumlanacağıydı. Yunanistan’ın dar yorum yapması ilişkileri gerginleştirdi. Sorun 10 Haziran 1930 Ankara Antlaşması ile çözüldü ve Türk-Yunan ilişkileri dostane bir döneme girdi.

Dış borçlar

Osmanlı Devleti’nden kalan dış borçlar Lozan’da Osmanlı’dan ayrılan devletler arasında paylaştırılmıştır. Türkiye’ye düşen pay daha sonra ödeme takvimine bağlanmıştır. 13 Haziran 1928 Paris Antlaşması ödeme planını düzenlemiş, dünya ekonomik bunalımının etkisiyle 22 Nisan 1933’te yeni bir düzenleme yapılmıştır. Osmanlı borçlarının son taksiti 1954’te ödenmiştir.

Kapitülasyonlar

Lozan’da Türkiye’nin en büyük diplomatik kazanımlarından biri kapitülasyonların kesin olarak kaldırılmasıdır. Kapitülasyonların kaldırılması, Türkiye’nin ekonomik ve hukuki bağımsızlığı açısından son derece önemlidir. Bu konu KPSS’de “Lozan’da kesin çözülen sorun” olarak sorulabilir. Kapitülasyonlar Lozan’dan kalan bir sorun değildir; Lozan’da tamamen kaldırılmıştır.


3. Musul Sorunu (1923-1926)

Musul’un önemi

Musul, hem Misak-ı Milli sınırları içinde görülmesi hem de zengin petrol kaynaklarına sahip olması nedeniyle Türkiye için önemliydi. İngiltere ise Musul’u Irak mandası içinde tutmak istiyordu. Bu yüzden Musul meselesi, Türkiye ile İngiltere arasında Cumhuriyet’in ilk büyük dış politika sorunu hâline geldi.

Lozan’da çözülememesi

Lozan görüşmelerinde Türk heyeti Musul’un Türkiye’ye bırakılmasını savundu. İngiltere ise bu talebe karşı çıktı. Taraflar anlaşamayınca sorun Lozan’da kesin olarak çözülemedi. Lozan’a göre mesele, Türkiye ile İngiltere arasında yapılacak ikili görüşmelerle çözülecekti. Eğer bu görüşmelerden sonuç çıkmazsa konu Milletler Cemiyeti’ne götürülecekti.

Haliç Konferansı

Musul meselesini çözmek için 19 Mayıs 1924’te Haliç Konferansı toplandı. Türkiye ile İngiltere arasında yapılan bu görüşmeler başarısız oldu. İngiltere sadece Musul’u değil, Hakkâri çevresini de gündeme getirerek Türkiye’nin kabul edemeyeceği talepler ileri sürdü. Böylece sorun Milletler Cemiyeti’ne taşındı.

Şeyh Said İsyanı’nın etkisi

1925 Şeyh Said İsyanı, Musul meselesinde Türkiye’nin elini zayıflattı. Türkiye iç güvenlik sorunuyla uğraşırken askeri ve diplomatik baskı gücü azaldı. İngiltere bu durumdan yararlandı. KPSS’de Musul sorunu sorulurken “iç gelişmelerden hangisi Türkiye’nin Musul politikasını olumsuz etkilemiştir?” sorusunun cevabı genellikle Şeyh Said İsyanıdır.

Milletler Cemiyeti kararı

Musul sorunu Milletler Cemiyeti’ne taşındıktan sonra burada İngiltere’nin etkisi belirleyici oldu. 16 Aralık 1925’te Milletler Cemiyeti, Musul’un Irak’a bırakılması yönünde Türkiye aleyhine karar verdi. Türkiye bu karara tepki gösterse de uluslararası dengeler ve iç sorunlar nedeniyle askeri çözüm yoluna gidemedi.

Ankara Antlaşması

Musul meselesi 5 Haziran 1926 Ankara Antlaşması ile sonuçlandı. Antlaşmanın tarafları Türkiye, İngiltere ve Iraktır. Bu antlaşma ile Musul, İngiltere mandasındaki Irak’a bırakıldı. Türkiye ile Irak sınırı büyük ölçüde Brüksel Hattı esas alınarak belirlendi. Türkiye’ye Musul petrol gelirlerinden 25 yıl boyunca %10 pay verilmesi kabul edildi.

KPSS tuzakları

Musul Antlaşması denince tarih 5 Haziran 1926, antlaşma adı Ankara Antlaşması, taraflar Türkiye-İngiltere-Irak olarak bilinmelidir. Musul, doğrudan İngiltere’ye değil, İngiltere mandasındaki Irak’a bırakılmıştır; ancak sınav dilinde “İngiltere lehine sonuçlandı” ifadesi doğrudur. Musul sorunu Lozan’da kesin çözülmemiş, Cumhuriyet döneminde Türkiye’nin aleyhine sonuçlanan önemli dış politika meselesi olmuştur.


4. Nüfus Mübadelesi ve Etabli Sorunu

Nüfus mübadelesinin temeli

Lozan Antlaşması’nda Türkiye ile Yunanistan arasında nüfus değişimi yapılması kabul edilmiştir. Buna göre Türkiye’de yaşayan Rumlar ile Yunanistan’da yaşayan Türkler karşılıklı olarak değiştirilecekti. Amaç, iki ülke arasında azınlık sorunlarını azaltmak ve ulus-devlet yapısını güçlendirmekti.

Mübadelenin istisnaları

Mübadele kapsamı dışında bırakılan iki önemli grup vardı: İstanbul Rumları ve Batı Trakya Türkleri. Bu iki grup yerleşik kabul edildiği için göç ettirilmeyecekti. Ancak hangi kişilerin “yerleşik” sayılacağı konusu iki devlet arasında anlaşmazlık doğurdu. Bu anlaşmazlık etabli sorunu olarak bilinir.

Etabli kavramı

“Etabli” kelimesi yerleşik anlamına gelir. Türkiye, İstanbul’da belirli bir tarihten önce bulunan Rumların yerleşik sayılması gerektiğini savunurken Yunanistan konuyu kendi lehine dar yorumlamaya çalıştı. Bu durum iki ülke arasında diplomatik gerginliğe neden oldu. Sorun zaman zaman karşılıklı mallar ve mülkiyet hakları meselesiyle de birleşti.

Türk-Yunan ilişkilerinde gerginlik

1920’lerin ikinci yarısında nüfus mübadelesi, Türk-Yunan ilişkilerinin en önemli gündemlerinden biri oldu. Yunanistan’ın tutumu, Türkiye’de tepki yarattı. Buna rağmen Türkiye, meseleyi savaş ya da sert güç yoluyla değil, diplomatik görüşmelerle çözmeye çalıştı.

1930 Ankara Antlaşması

Etabli sorunu 10 Haziran 1930 Ankara Antlaşması ile çözüldü. Bu antlaşma Yunanistan Başbakanı Eleftherios Venizelos döneminde yapılmıştır. Antlaşma ile yerleşiklerin statüsü ve mülkiyet meseleleri düzenlenmiştir. Böylece Türk-Yunan ilişkilerinde dostluk dönemi başlamıştır.

Venizelos’un Türkiye ziyareti

1930 sonrasında Türk-Yunan ilişkileri belirgin şekilde yumuşadı. 1932’de Venizelos’un Türkiye’yi ziyareti, iki ülke arasındaki dostane havayı güçlendirdi. Daha sonra Türkiye ile Yunanistan, 9 Şubat 1934 Balkan Antantı içinde birlikte yer aldı. Bu durum, Atatürk Dönemi dış politikasının eski düşmanlarla bile çıkar ve barış temelinde ilişki kurabildiğini gösterir.

KPSS tuzakları

Nüfus mübadelesi Lozan’da kararlaştırılmıştır; ancak uygulamadaki etabli sorunu 1930 Ankara Antlaşması ile çözülmüştür. Etabli sorunu Türkiye ile Yunanistan arasındadır. İstanbul Rumları ve Batı Trakya Türkleri mübadele dışında bırakılmıştır. Bu başlık, Balkan Antantı’na giden Türk-Yunan yakınlaşmasının başlangıcı olarak da sorulabilir.


5. Dış Borçlar (Duyun-u Umumiye)

Osmanlı borçlarının mirası

Osmanlı Devleti, özellikle XIX. yüzyılda Avrupa devletlerinden yoğun biçimde borç almıştı. Bu borçlar ödenemeyince Duyun-u Umumiye İdaresi kurulmuş ve Osmanlı maliyesi büyük ölçüde yabancı denetimine girmişti. Cumhuriyet döneminde Türkiye, Osmanlı’dan kalan borçlar meselesini bağımsızlık anlayışına uygun şekilde çözmeye çalıştı.

Lozan’da borçların paylaşılması

Lozan Antlaşması’nda Osmanlı borçlarının yalnızca Türkiye’ye yüklenemeyeceği kabul edildi. Borçlar, Osmanlı Devleti’nden ayrılan devletler arasında paylaştırıldı. Türkiye’nin payı yaklaşık %62 olarak belirlendi. Bu düzenleme, Türkiye’nin Osmanlı mirasını tamamen reddetmediğini ama borç yükünün adil paylaşılmasını istediğini gösterir.

Paris Antlaşması

Dış borçların ödenme biçimi ve takvimi 13 Haziran 1928 Paris Antlaşması ile düzenlendi. Bu antlaşma, borçların hangi şartlarla ve ne zaman ödeneceğini belirledi. Türkiye, ekonomik bağımsızlığına zarar vermeyecek biçimde ödeme planı oluşturdu.

1929 Dünya Ekonomik Bunalımı’nın etkisi

1929 Dünya Ekonomik Bunalımı, Türkiye’nin ödeme gücünü zorladı. Bu nedenle dış borçlarla ilgili yeni bir düzenleme yapılması gerekti. 22 Nisan 1933’te yapılan yeni anlaşma ile ödeme koşulları Türkiye lehine yeniden düzenlendi. Böylece Türkiye, ekonomik gerçeklere uygun bir ödeme programı oluşturdu.

Son taksit

Osmanlı borçlarının son taksiti 1954’te ödenmiştir. Bu tarih Atatürk Dönemi dışında, yani Demokrat Parti dönemindedir. Ancak borçların temel çözüm süreci Atatürk Dönemi’nde başlatılmıştır. KPSS’de “Osmanlı borçlarının son taksiti ne zaman ödenmiştir?” gibi ayrıntı sorularında 1954 bilgisi öne çıkar.

Duyun-u Umumiye’nin kaldırılması

Lozan’dan sonra Duyun-u Umumiye’nin Türkiye üzerindeki denetimi sona ermiştir. Bu, ekonomik bağımsızlık açısından kapitülasyonların kaldırılması kadar önemlidir. Yeni Türkiye, mali bağımsızlığını güçlendirmek için borçları uluslararası hukuk çerçevesinde kabul etmiş; fakat yabancı denetime izin vermemiştir.

KPSS tuzakları

Dış borçlar Lozan’da tamamen silinmemiş, Osmanlı’dan ayrılan devletler arasında paylaştırılmıştır. Türkiye’nin ödeme takvimi 1928 Paris Antlaşması ile düzenlenmiş, 1933’te ekonomik bunalım nedeniyle yenilenmiştir. Kapitülasyonlar ise dış borçlardan farklı olarak Lozan’da kesin biçimde kaldırılmıştır.


6. Sovyet Rusya ile İlişkiler

Kurtuluş Savaşı’ndan gelen yakınlık

Türkiye ile Sovyet Rusya arasındaki yakınlık Kurtuluş Savaşı yıllarında başlamıştır. Her iki devlet de emperyalist devletlere karşı mücadele ettiği için ortak çıkarlar oluşmuştur. Sovyet Rusya, Kurtuluş Savaşı sırasında Türkiye’ye silah ve para yardımı yapmıştır. Bu destek, milli mücadelenin askeri ve diplomatik gücünü artırmıştır.

Moskova Antlaşması

16 Mart 1921 Moskova Antlaşması, TBMM Hükûmeti ile Sovyet Rusya arasında imzalanmıştır. Bu antlaşma ile iki taraf birbirini tanımış, doğu sınırının belirlenmesi süreci güçlenmiştir. Antlaşmada kapitülasyonların reddi ve Türkiye’nin bağımsızlığına saygı gibi unsurlar önemlidir.

Kars Antlaşması

13 Ekim 1921 Kars Antlaşması, Türkiye ile Sovyet Rusya’ya bağlı Kafkas cumhuriyetleri arasında yapılmıştır. Bu antlaşma ile Türkiye’nin doğu sınırı büyük ölçüde kesinleşmiştir. KPSS’de doğu sınırının kesinleşmesi dendiğinde genellikle Kars Antlaşması cevabı aranır.

1925 Türk-Sovyet Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması

Cumhuriyet döneminde iki ülke arasındaki ilişkiler 17 Aralık 1925 Türk-Sovyet Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması ile güçlendirildi. Bu antlaşma Paris’te imzalanmıştır. Taraflar birbirlerine saldırmamayı ve tarafsız kalmayı kabul etmişlerdir. Bu antlaşma, Türkiye’nin Musul sorunu nedeniyle İngiltere ile gerilim yaşadığı dönemde diplomatik destek açısından da önemlidir.

1929 ve 1935 yenilemeleri

Türkiye ile Sovyetler arasındaki dostluk ve tarafsızlık çizgisi 1929’da yenilenen komşuluk ve tarafsızlık düzenlemeleriyle sürdürülmüştür. 1935’te Türk-Sovyet antlaşması yeniden uzatılmıştır. Bu durum, Atatürk Dönemi’nde Sovyetlerle ilişkilerin genel olarak dostane seyrettiğini gösterir.

Litvinov ziyareti

Sovyet dış politikasının önemli isimlerinden Maksim Litvinov, 1933’te Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesi sürecinde öne çıkmıştır. Bu ziyaretler, Türkiye’nin Sovyetlerle yakın ilişkilerini sürdürürken Batılı devletlerle de bağlarını güçlendirdiği denge politikasının parçasıdır.

KPSS tuzakları

Sovyet Rusya ile ilişkiler Kurtuluş Savaşı’nda başlamış, Cumhuriyet döneminde devam etmiştir. Moskova Antlaşması 1921, Kars Antlaşması 1921, Türk-Sovyet Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması 17 Aralık 1925 olarak bilinmelidir. Atatürk Dönemi’nde Sovyetlerle ilişkiler genellikle dostanedir; ancak Türkiye tamamen Sovyet eksenine girmemiştir.


7. Fransa ile İlişkiler

Kurtuluş Savaşı döneminden kalan temel

Türkiye-Fransa ilişkilerinin Cumhuriyet öncesindeki önemli dönüm noktası 20 Ekim 1921 Ankara Antlaşmasıdır. Bu antlaşma ile Fransa, TBMM Hükûmeti ile anlaşmış ve Güney Cephesi büyük ölçüde kapanmıştır. Fransa’nın TBMM ile anlaşması, İtilaf Devletleri arasındaki birlikteliği zayıflatmıştır.

Cumhuriyet döneminde borç ve emlak meseleleri

Cumhuriyet döneminde Fransa ile ilişkilerde Osmanlı borçları, yabancı okullar, emlak ve sınır meseleleri gündeme gelmiştir. 30 Mayıs 1926 Borçlar-Emlak Antlaşması, Türkiye ile Fransa arasındaki mali ve mülkiyet konularını düzenlemiştir. Aynı tarihte yapılan Türk-Fransız düzenlemeleri, sınır ve komşuluk ilişkilerini de ilgilendirmiştir.

Suriye mandası ve Hatay meselesi

Fransa ile ilişkilerin en önemli konusu Hatay meselesidir. Hatay, Lozan’da Türkiye sınırları dışında kalmış ve Fransa mandasındaki Suriye’ye bağlı özel statülü bir bölge olmuştur. Fransa’nın 4 Haziran 1936’da Suriye ile yaptığı antlaşma, Hatay’ın Suriye’ye bırakılması ihtimalini doğurunca Türkiye sert diplomatik tepki göstermiştir.

Türkiye’nin diplomatik tavrı

Türkiye, Hatay konusunda Fransa ile savaşa girmemiş; fakat meseleyi kararlı biçimde Milletler Cemiyeti’ne taşımıştır. Atatürk, Hatay’ın Türk kimliğini ve stratejik önemini vurgulayarak konunun milli bir dava olduğunu belirtmiştir. Bu süreç, Atatürk Dönemi dış politikasının barışçı ama tavizsiz yapısını gösterir.

Fransa ile uzlaşma

Avrupa’da Almanya ve İtalya tehdidinin artması, Fransa’nın Türkiye ile uzlaşmaya daha açık hâle gelmesine neden oldu. Fransa, Türkiye’yi karşısına almak istemedi. Bu ortamda Hatay önce bağımsız bir devlet hâline geldi, ardından Türkiye’ye katıldı. 23 Haziran 1939 Türk-Fransız Antlaşması, Hatay’ın Türkiye’ye katılmasını kabul eden önemli adımdır.

KPSS tuzakları

Fransa ile ilişkilerde 1921 Ankara Antlaşması, 30 Mayıs 1926 borçlar-emlak düzenlemeleri ve Hatay meselesi öne çıkar. Hatay meselesi Atatürk Dönemi’nde başlamış, Atatürk’ün ölümünden sonra 1939’da tamamlanmıştır. Hatay’ın Türkiye’ye katılması, Atatürk Dönemi dış politikasının devamı niteliğindedir.


8. İngiltere ile İlişkiler

Cumhuriyet’in ilk yıllarında gerginlik

Türkiye-İngiltere ilişkilerinde Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki en önemli sorun Musul meselesidir. İngiltere, Musul’daki petrol kaynakları nedeniyle bölgenin Irak mandası içinde kalmasını istiyordu. Türkiye ise Musul’un Misak-ı Milli sınırları içinde olduğunu savunuyordu. Bu nedenle iki ülke ilişkileri 1923-1926 arasında gergin seyretti.

Ankara Antlaşması ve Musul’un çözümü

5 Haziran 1926 Ankara Antlaşması ile Musul sorunu İngiltere lehine sonuçlandı. Musul Irak’a bırakıldı; Türkiye’ye petrol gelirlerinden belirli süre pay verilmesi kabul edildi. Bu antlaşmadan sonra Türkiye-İngiltere ilişkileri yavaş yavaş normalleşmeye başladı.

Ticari ilişkiler

1920’lerin sonlarında iki ülke arasında ticari ilişkiler gelişmeye başladı. 1929 İngiliz-Türk ticari antlaşması, ilişkilerin ekonomik alanda da ilerlemesini sağladı. Bu gelişme, Türkiye’nin sorunları çözdükten sonra eski rakipleriyle bile karşılıklı çıkar temelinde ilişki kurabildiğini gösterir.

Montrö sürecinde İngiltere

1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi sürecinde İngiltere, Türkiye’nin taleplerine daha olumlu yaklaşmıştır. Avrupa’da Almanya ve İtalya’nın yayılmacı politikaları, İngiltere’nin Türkiye ile iyi ilişkiler kurmasını gerekli kılmıştır. Montrö’de Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki egemenliğini kazanmasında uluslararası ortam ve İngiltere’nin tutumu etkili olmuştur.

1939 İngiliz-Fransız-Türk Antlaşması

Atatürk’ün ölümünden sonra, Hatay meselesinin çözüm süreciyle bağlantılı olarak Türkiye, İngiltere ve Fransa ile daha yakın ilişkiler kurmuştur. 1939 İngiliz-Fransız-Türk Antlaşması, II. Dünya Savaşı öncesindeki güvenlik arayışının sonucudur. Bu antlaşma Atatürk sonrası döneme denk gelmekle birlikte, 1930’ların dış politika çizgisinin devamıdır.

KPSS tuzakları

İngiltere ile ilişkilerde en önemli başlık Musul’dur. Musul sorunu 1926 Ankara Antlaşması ile çözülmüştür. 1930’larda İngiltere ile ilişkiler daha dostane hâle gelmiştir. Montrö’de İngiltere’nin Türkiye’ye yaklaşımı olumlu yönde değişmiştir. İngiltere ile yaşanan Musul sorunu, Türkiye’nin Lozan’dan kalan sorunlar içinde aleyhine sonuçlanan en önemli konudur.


9. Balkan Antantı (9 Şubat 1934)

Kuruluş nedeni

1930’larda Avrupa’da savaş tehlikesi artmaya başlamıştır. Özellikle İtalya ve Almanya’nın saldırgan politikaları, Balkan devletlerini güvenlik arayışına yöneltmiştir. Türkiye, batı sınırlarını güvence altına almak ve Balkanlarda barışı korumak için bölgesel iş birliğine önem vermiştir. Bu ortamda 9 Şubat 1934 Balkan Antantı kurulmuştur.

İmzalandığı yer ve üyeler

Balkan Antantı Atina’da imzalanmıştır. Üyeleri Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanyadır. Bulgaristan antanta katılmamıştır; çünkü Bulgaristan, I. Dünya Savaşı sonrası düzenlemelerden memnun değildi ve revizyonist bir politika izliyordu. Arnavutluk da antanta katılmamıştır.

Amaçları

Balkan Antantı’nın temel amacı Balkanlarda mevcut sınırları ve statükoyu korumaktır. Antant, üyeler arasında saldırmazlık ve yardımlaşma anlayışına dayanır. Türkiye açısından bu antant, batı sınırlarının güvence altına alınması anlamına gelir. Ayrıca Türk-Yunan dostluğunun geliştiğini göstermesi bakımından önemlidir.

Türkiye’nin dış politikasındaki yeri

Balkan Antantı, Türkiye’nin bölgesel güvenlik politikasının ilk büyük örneklerinden biridir. Türkiye bu antantla yalnızca kendi güvenliğini değil, bölgesel barışı da hedeflemiştir. “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesinin pratik uygulamalarından biri olarak görülebilir.

Montrö’ye etkisi

Balkan Antantı, Türkiye’nin uluslararası alandaki güvenilirliğini artırmış ve 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi sürecinde Türkiye’nin elini güçlendirmiştir. Türkiye, Balkan devletleriyle iyi ilişkiler kurarak Avrupa diplomasisinde etkili bir konuma gelmiştir.

II. Dünya Savaşı sürecinde zayıflama

Balkan Antantı, II. Dünya Savaşı’nın başlaması ve Balkanların işgallerle sarsılması nedeniyle işlevsel kalamamıştır. Ancak Atatürk Dönemi’nde Türkiye’nin barışçı güvenlik politikası açısından önemli bir başarıdır.

KPSS tuzakları

Balkan Antantı’nın tarihi 9 Şubat 1934, imzalandığı yer Atina, üyeleri Türkiye-Yunanistan-Yugoslavya-Romanyadır. Bulgaristan yoktur. Balkan Antantı batı sınırlarının güvenliğiyle ilgilidir; doğu sınırlarıyla ilgili olan pakt ise Sadabat Paktıdır.


10. Sadabat Paktı (8 Temmuz 1937)

Kuruluş nedeni

1930’larda yalnızca Avrupa’da değil, Orta Doğu’da da güvenlik kaygıları artmıştır. Türkiye, doğu sınırlarını güvence altına almak ve komşularıyla iyi ilişkiler kurmak istemiştir. Bu amaçla 8 Temmuz 1937 Sadabat Paktı imzalanmıştır. Pakt, Türkiye’nin doğu güvenliğini güçlendiren önemli bir bölgesel ittifaktır.

İmzalandığı yer ve üyeler

Sadabat Paktı, Tahran’da Sadabat Sarayı’nda imzalanmıştır. Üyeleri Türkiye, İran, Irak ve Afganistandır. Bu üyeler, Türkiye’nin doğu ve güneydoğu çevresindeki dostluk halkasını güçlendirmiştir.

Temel ilkeleri

Paktın temel ilkeleri saldırmazlık, birbirinin iç işlerine karışmama, sınırlara saygı ve iyi komşuluk ilişkileridir. Bu yönüyle Sadabat Paktı, Atatürk Dönemi dış politikasının barışçı ve hukuka saygılı karakterini yansıtır.

Komünist tehdit ve propaganda kaygısı

Sadabat Paktı’nın oluşumunda Sovyet yayılmacılığı ve Bolşevik propaganda kaygısı da etkili olmuştur. Ancak bu, Türkiye’nin Sovyetlerle ilişkilerini tamamen bozduğu anlamına gelmez. Türkiye, bir yandan Sovyetlerle dostane ilişkilerini sürdürmüş, diğer yandan doğu sınırlarında güvenlik sistemleri oluşturmuştur.

Balkan Antantı ile karşılaştırma

Balkan Antantı batı sınırlarını, Sadabat Paktı doğu sınırlarını güvence altına alma amacı taşır. Balkan Antantı 1934, Sadabat Paktı 1937 tarihlidir. Balkan Antantı’nın üyeleri Balkan devletleri; Sadabat Paktı’nın üyeleri ise Türkiye’nin doğu çevresindeki devletlerdir.

II. Dünya Savaşı’na kadar etkisi

Sadabat Paktı, II. Dünya Savaşı’na kadar bölgesel güvenlik açısından etkili olmuştur. Savaşın başlamasıyla uluslararası dengeler değişmiş ve paktın etkinliği azalmıştır. Buna rağmen Türkiye’nin savaş öncesi denge ve güvenlik politikasının önemli bir parçasıdır.

KPSS tuzakları

Sadabat Paktı’nın tarihi 8 Temmuz 1937, imzalandığı yer Tahran, üyeleri Türkiye-İran-Irak-Afganistandır. Sadabat Paktı doğu sınırlarıyla ilgilidir. Balkan Antantı ile karıştırılmamalıdır. Balkan Antantı’nda İran, Irak ve Afganistan yoktur; Sadabat Paktı’nda Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya yoktur.


11. Milletler Cemiyeti Üyeliği (18 Temmuz 1932)

Milletler Cemiyeti’nin amacı

Milletler Cemiyeti, I. Dünya Savaşı sonrasında uluslararası barışı korumak amacıyla kurulmuştur. Ancak büyük devletlerin etkisinde kalması ve yaptırım gücünün zayıf olması nedeniyle her zaman etkili olamamıştır. Türkiye, kuruluş yıllarında Milletler Cemiyeti’ne hemen üye olmamıştır.

Türkiye’nin bekleme nedeni

Türkiye, Lozan’dan sonra yaklaşık dokuz yıl Milletler Cemiyeti dışında kalmıştır. Bunun nedenlerinden biri, cemiyetin özellikle Musul meselesinde İngiltere lehine karar vermesi ve Türkiye’ye güven vermemesidir. Musul sorununun 1925’te Milletler Cemiyeti’nde Türkiye aleyhine sonuçlanması, Türkiye’nin temkinli davranmasına yol açmıştır.

Üyeliğe davet

Türkiye, barışçı dış politikası ve uluslararası hukuka saygılı tutumu nedeniyle zamanla Milletler Cemiyeti tarafından davet edilmiştir. Türkiye’nin üyeliği 18 Temmuz 1932’de gerçekleşmiştir. Bu, Türkiye’nin uluslararası alanda saygınlığının arttığını gösterir.

Tevfik Rüştü Aras’ın rolü

Dönemin dışişleri bakanı Tevfik Rüştü Aras, Türkiye’nin Milletler Cemiyeti üyeliği sürecinde önemli rol oynamıştır. Aras, 1925-1938 yılları arasında dışişleri bakanlığı yapmış ve Atatürk Dönemi dış politikasının birçok önemli başarısında etkili olmuştur.

Montrö’ye etkisi

Türkiye’nin Milletler Cemiyeti üyeliği, 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi sürecinde uluslararası meşruiyetini güçlendirmiştir. Türkiye, Boğazlar rejiminin değiştirilmesini uluslararası hukuk zemininde talep etmiş ve bu talebi kabul ettirmiştir.

Uluslararası prestij

Milletler Cemiyeti üyeliği, Türkiye’nin yalnızlıktan çıktığını ve uluslararası sistemin saygın bir üyesi hâline geldiğini gösterir. Türkiye, bu üyelikten sonra Balkan Antantı ve Sadabat Paktı gibi bölgesel barış girişimlerinde daha aktif rol üstlenmiştir.

KPSS tuzakları

Türkiye Milletler Cemiyeti’ne kendi başvurusu üzerine değil, davet üzerine katılmıştır ifadesi sınavlarda ayırt edici olabilir. Tarih 18 Temmuz 1932dir. Üyelik, Türkiye’nin barışçı dış politikasının ve uluslararası prestijinin sonucudur. Musul meselesinde Milletler Cemiyeti’nin Türkiye aleyhine karar verdiği unutulmamalıdır.


12. Boğazlar Sorunu ve Montrö Sözleşmesi (20 Temmuz 1936)

Lozan’daki Boğazlar rejimi

Lozan Antlaşması’nda Boğazlar konusu Türkiye açısından tam egemenlik sağlamayan bir şekilde düzenlenmişti. Boğazlar bölgesi askerden arındırılmış, geçişleri denetlemek için uluslararası bir komisyon kurulmuştu. Bu komisyonun başkanı Türk olsa da Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki egemenliği sınırlıydı.

Türkiye’nin güvenlik kaygısı

1930’larda Avrupa’da savaş tehlikesi giderek arttı. 1933’te Hitler’in Almanya’da iktidara gelmesi, 1935’te İtalya’nın Habeşistan’ı işgal etmesi ve genel silahlanma yarışı, Türkiye’nin güvenlik kaygılarını artırdı. Türkiye, Boğazlar bölgesinin askerden arındırılmış olmasının kendi güvenliği açısından risk oluşturduğunu savundu.

Türkiye’nin nota vermesi

Türkiye, 1936 Nisan ayında ilgili devletlere nota vererek Boğazlar rejiminin değiştirilmesini istedi. Bu talep, uluslararası hukuka uygun ve gerekçeli bir talepti. Türkiye, antlaşmaları tek taraflı bozmadı; değişen şartları gerekçe göstererek yeni bir konferans toplanmasını sağladı.

Montrö Konferansı

Montrö Konferansı 22 Haziran - 20 Temmuz 1936 tarihleri arasında İsviçre’de toplandı. Konferansa Türkiye, İngiltere, Fransa, Sovyet Rusya, Yunanistan, Yugoslavya, Romanya, Bulgaristan ve Japonya katıldı. İtalya, Habeşistan meselesi nedeniyle konferansa katılmadı.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin hükümleri

20 Temmuz 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Boğazlar Komisyonu kaldırıldı. Türkiye Boğazlar üzerinde tam egemenlik sağladı. Türkiye’ye Boğazlar bölgesini yeniden askerileştirme, yani tahkim etme hakkı verildi. Barış zamanında ticaret gemilerinin geçişi serbest bırakıldı; savaş gemilerinin geçişine ise tonaj, süre ve bildirim gibi sınırlamalar getirildi.

Savaş zamanı hükümleri

Montrö’ye göre Türkiye savaşta tarafsızsa savaşan devletlerin savaş gemilerine belirli sınırlamalar uygulanır. Türkiye savaşan devlet durumundaysa Boğazlar üzerindeki geçişleri kendi güvenliğine göre düzenleyebilir. Bu hükümler, Türkiye’nin stratejik önemini artırmış ve güvenliğini güçlendirmiştir.

Türk diplomasisinin zaferi

Montrö, Atatürk Dönemi dış politikasının en büyük başarılarından biridir. Türkiye, savaşmadan ve diplomasi yoluyla Lozan’da sınırlı kalan egemenlik hakkını tamamlamıştır. Bu nedenle Montrö için “Türk diplomasisinin zaferi” denir. Süreçte Tevfik Rüştü Aras önemli rol oynamıştır.

KPSS tuzakları

Montrö’nün tarihi 20 Temmuz 1936dır. Sonucu, Türkiye’nin Boğazlar üzerinde tam egemenlik sağlamasıdır. Boğazlar Komisyonu kaldırılmış, Türkiye Boğazlar’ı tahkim etme hakkı kazanmıştır. Montrö Lozan’ın Boğazlar hükmünü değiştirmiştir; kapitülasyonlarla ilgili değildir. Lozan’dan kalan Boğazlar sorunu Montrö ile çözülmüştür.


13. Hatay Sorunu ve Türkiye’ye Katılması (1936-1939)

Hatay’ın Lozan’daki durumu

Hatay, yani İskenderun-Antakya bölgesi, Lozan Antlaşması’nda Türkiye sınırları dışında kalmıştır. Bölge, Fransa mandasındaki Suriye’ye bağlı özel statülü bir sancak durumundaydı. Bölgede önemli bir Türk nüfusu bulunuyordu. Türkiye, Hatay’ın Türk kimliğini ve güvenlik açısından önemini hiçbir zaman göz ardı etmedi.

Sorunun başlaması

Fransa, 4 Haziran 1936’da Suriye ile yaptığı antlaşmayla Suriye’ye bağımsızlık vermeye hazırlanırken Hatay’ı da Suriye’ye bırakmak istedi. Türkiye bu duruma karşı çıktı. Çünkü Hatay’ın doğrudan Suriye’ye bırakılması, bölgedeki Türk nüfusun haklarını ve Türkiye’nin güney güvenliğini tehdit ediyordu.

Atatürk’ün tavrı

Atatürk, Hatay meselesine özel önem verdi ve “Hatay benim şahsi davamdır” diyerek konuyu milli bir dava olarak sahiplendi. Sağlığının bozulduğu dönemde bile Hatay sorunuyla yakından ilgilendi. Bu yönüyle Hatay, Atatürk’ün dış politikadaki son büyük hedeflerinden biridir.

Milletler Cemiyeti ve Cenevre süreci

Türkiye, Hatay sorununu Milletler Cemiyeti’ne taşıdı. Yapılan görüşmeler sonucunda 1937 Cenevre Antlaşması ile Hatay’ın ayrı bir statüye sahip olması kabul edildi. Hatay, Suriye’den ayrı ve bağımsızlığa giden özel bir siyasi yapı kazandı.

Hatay Devleti’nin kurulması

2 Eylül 1938’de Hatay Devleti kuruldu. Hatay Devleti’nin cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen oldu. Bu gelişme, Türkiye’nin diplomatik başarısıdır. Hatay Devleti kısa süreli bir bağımsız devlet olarak varlık gösterdi ve Türkiye’ye katılma sürecinin önünü açtı.

Türkiye’ye katılması

23 Haziran 1939 Türk-Fransız Antlaşması ile Fransa, Hatay’ın Türkiye’ye katılmasını kabul etti. 30 Haziran 1939’da Hatay Meclisi, Türkiye’ye katılma kararı aldı. 7 Temmuz 1939’da Hatay Türkiye’ye resmen katıldı. Atatürk bu sonucu göremeden 10 Kasım 1938’de vefat etmişti.

Hatay meselesinin önemi

Hatay’ın Türkiye’ye katılması, Atatürk Dönemi dış politikasının barışçı ama kararlı çizgisinin en önemli örneklerinden biridir. Türkiye, savaşmadan, uluslararası hukuk ve diplomasi yoluyla Misak-ı Milli’ye uygun bir kazanım elde etmiştir. Hatay’ın katılması, aynı zamanda Türkiye-Fransa ilişkilerinde uzlaşmanın sonucudur.

KPSS tuzakları

Hatay sorunu 1936’da Fransa-Suriye gelişmeleriyle belirginleşmiştir. 1937’de Hatay’a özel statü, 2 Eylül 1938’de Hatay Devleti, 23 Haziran 1939’da Türk-Fransız Antlaşması, 30 Haziran 1939’da Hatay Meclisi’nin katılma kararı ve 7 Temmuz 1939’da resmî katılım gerçekleşmiştir. Tayfur Sökmen, Hatay Devleti’nin cumhurbaşkanıdır.


14. Atatürk Dönemi Dışişleri Bakanları ve Diplomatları

İsmet İnönü

İsmet İnönü, Milli Mücadele ve Cumhuriyet’in kuruluş diplomasisinde en önemli isimlerden biridir. Mudanya Ateşkes Antlaşması görüşmelerinde ve Lozan Konferansında Türkiye’yi temsil etmiştir. Lozan’da başmüzakereci olarak Türkiye’nin bağımsızlığını savunmuştur. Cumhuriyet’in ilanından sonra başbakanlık yapmış ve dış politika kararlarında etkili olmuştur.

Yusuf Kemal Tengirşenk

Yusuf Kemal Tengirşenk, Milli Mücadele döneminde dış ilişkilerde görev almış önemli bir isimdir. Özellikle Sovyet Rusya ile ilişkilerde ve 1921 Moskova Antlaşması sürecinde öne çıkar. Bu yönüyle Türkiye-Sovyet yakınlaşmasının diplomatik isimlerinden biridir.

Tevfik Rüştü Aras

Tevfik Rüştü Aras, 1925-1938 yılları arasında dışişleri bakanlığı yapmıştır. Atatürk Dönemi’nin en uzun süre görev yapan dışişleri bakanıdır. Milletler Cemiyeti üyeliği, Balkan Antantı, Montrö Boğazlar Sözleşmesi ve Sadabat Paktı gibi önemli dış politika başarılarında etkili olmuştur. KPSS’de Tevfik Rüştü Aras ismi özellikle 1930’lu yılların dış politika başarılarıyla birlikte sorulur.

Numan Menemencioğlu

Numan Menemencioğlu, Hatay görüşmeleri ve sonraki dönem Türk dış politikası açısından önemli diplomatlardan biridir. Atatürk Dönemi’nin son yıllarında Hatay meselesiyle ilgili diplomatik süreçlerde etkin rol almıştır. Daha sonraki yıllarda dışişleri bakanlığı da yapmıştır.

Diplomaside süreklilik

Atatürk Dönemi dış politikasında diplomatlar değişse de temel çizgi aynıdır: tam bağımsızlık, barış, gerçekçilik ve ulusal çıkar. İsmet İnönü’nün Lozan’daki sert diplomatik mücadelesi ile Tevfik Rüştü Aras’ın 1930’lardaki bölgesel ittifak diplomasisi aynı temel anlayışa dayanır.

KPSS tuzakları

Lozan denince İsmet İnönü, Moskova Antlaşması denince Yusuf Kemal Tengirşenk, 1925-1938 dışişleri bakanlığı denince Tevfik Rüştü Aras, Hatay diplomasisi denince Numan Menemencioğlu akla gelmelidir. Tevfik Rüştü Aras, Atatürk Dönemi dış politikasının en önemli bakanıdır.


ÖSYM'nin Gizli Havuzu — Çıkmış Soru Tipleri

Tip 1 — Sorun ↔ Çözüm: Musul (1926 Ankara Antlaşması, Irak'a/İngiltere'ye kaldı — Şeyh Said İsyanı baskısıyla); Nüfus Mübadelesi → etabli sorunu → 1930 Türk-Yunan dostluğu; Dış Borçlar (Düyun-u Umumiye, taksitlendirildi); Boğazlar (Lozan'da komisyon → 1936 Montrö ile Türkiye'ye); Hatay (Lozan'da Suriye'de → 1939 Türkiye'ye).

Tip 2 — İttifak ↔ Üye/Amaç: Balkan Antantı (1934) = Türkiye, Yunanistan, Romanya, Yugoslavya (İtalyan/Bulgar revizyonizmine karşı, batı güvenliği); Sadabat Paktı (1937) = Türkiye, İran, Irak, Afganistan (doğu güvenliği).

Tip 3 — Tarih/Çıpa: Milletler Cemiyeti üyeliği (18 Temmuz 1932); Balkan Antantı (9 Şubat 1934); Montrö (20 Temmuz 1936); Sadabat Paktı (8 Temmuz 1937); Hatay'ın katılması (1939).

Tip 4 — İki Dönem: 1923-1930 = Lozan'dan kalan sorunların çözümü; 1930-1939 = ittifaklar, Montrö ve Hatay ile güvenlik ve kazanım.

Tip 5 — İlke: "Yurtta sulh, cihanda sulh"; gerçekçi, barışçı, statükocu (ama haklarını aktif savunan) çizgi.

Tip 6 — Karıştırmaca: Balkan Antantı (1934, batı) ↔ Sadabat Paktı (1937, doğu); Montrö (Boğazlarda kazanım) ↔ Lozan (komisyon); Musul (kaybedildi, 1926) ↔ Hatay (kazanıldı, 1939).

🎯 Sınav Refleksi: Soruyu okurken bu altı etiketten birini yapıştır; tip, hangi tabloya (antlaşmalar, sorun-çözüm, ezber kartları) bakacağını söyler.


Antlaşmalar Tablosu

Yıl / Tarih Antlaşma / Gelişme Taraflar Sonuç / Önemi
24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması Türkiye ve İtilaf Devletleri Türkiye’nin bağımsızlığı tanındı; bazı sorunlar sonraya kaldı.
17 Aralık 1925 Türk-Sovyet Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması Türkiye - Sovyet Rusya İki ülke arasında dostluk ve tarafsızlık ilişkisi güçlendi.
5 Haziran 1926 Ankara Antlaşması Türkiye - İngiltere - Irak Musul Irak’a bırakıldı; Türkiye’ye petrol gelirinden pay verildi.
30 Mayıs 1926 Türk-Fransız düzenlemeleri Türkiye - Fransa Sınır, komşuluk, borç ve emlak meseleleri düzenlendi.
13 Haziran 1928 Paris Antlaşması Türkiye ve alacaklı devletler Osmanlı borçlarının ödeme takvimi belirlendi.
10 Haziran 1930 Ankara Antlaşması Türkiye - Yunanistan Etabli sorunu çözüldü; Türk-Yunan dostluğu başladı.
20 Nisan 1931 CHP Programı Türkiye “Yurtta sulh, cihanda sulh” dış politikanın temel ilkesi oldu.
18 Temmuz 1932 Milletler Cemiyeti üyeliği Türkiye - Milletler Cemiyeti Türkiye uluslararası prestij kazandı.
9 Şubat 1934 Balkan Antantı Türkiye - Yunanistan - Yugoslavya - Romanya Batı sınırları ve Balkan statükosu güvenceye alındı.
20 Temmuz 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi Türkiye ve ilgili devletler Boğazlarda Türkiye’nin tam egemenliği sağlandı.
8 Temmuz 1937 Sadabat Paktı Türkiye - İran - Irak - Afganistan Doğu sınırları güvence altına alındı.
2 Eylül 1938 Hatay Devleti’nin kurulması Hatay Tayfur Sökmen cumhurbaşkanı oldu.
23 Haziran 1939 Türk-Fransız Antlaşması Türkiye - Fransa Fransa, Hatay’ın Türkiye’ye katılmasını kabul etti.
7 Temmuz 1939 Hatay’ın Türkiye’ye katılması Türkiye - Hatay Hatay resmen Türkiye’ye katıldı.

Sorunlar ve Çözümleri Tablosu

Sorun İlgili Devlet / Taraf Çözüm Tarihi Çözüm / Sonuç
Musul sorunu İngiltere ve Irak 5 Haziran 1926 Ankara Antlaşması ile Musul Irak’a bırakıldı.
Boğazlar sorunu Lozan’a taraf devletler 20 Temmuz 1936 Montrö ile Türkiye tam egemenlik kazandı.
Hatay sorunu Fransa ve Suriye 1938-1939 Hatay Devleti kuruldu; 7 Temmuz 1939 Türkiye’ye katıldı.
Etabli sorunu Yunanistan 10 Haziran 1930 Ankara Antlaşması ile çözüldü.
Dış borçlar Alacaklı devletler 1928 / 1933 Paris Antlaşması ve yeni düzenleme ile ödeme planı yapıldı.
Kapitülasyonlar İtilaf Devletleri 24 Temmuz 1923 Lozan’da kesin olarak kaldırıldı.
Doğu sınırı güvenliği İran, Irak, Afganistan 8 Temmuz 1937 Sadabat Paktı ile güvenlik sağlandı.
Batı sınırı güvenliği Yunanistan, Yugoslavya, Romanya 9 Şubat 1934 Balkan Antantı ile statüko korundu.

📌 KPSS İçin En Kritik Ezber Kartları

Lozan’dan kalanlar

Lozan’dan kalan ana sorunlar Musul, Boğazlar, Hatay, nüfus mübadelesi ve dış borçlardır. Kapitülasyonlar ise Lozan’da kesin olarak kaldırılmıştır.

Musul

Musul sorunu 5 Haziran 1926 Ankara Antlaşması ile çözülmüş, Musul Irak’a bırakılmıştır. Taraflar Türkiye-İngiltere-Iraktır. Türkiye petrol gelirlerinden 25 yıl %10 pay alacaktır.

Etabli

Etabli sorunu Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanmıştır. İstanbul Rumları ve Batı Trakya Türkleri mübadele dışıdır. Sorun 10 Haziran 1930 Ankara Antlaşması ile çözülmüştür.

Milletler Cemiyeti

Türkiye, 18 Temmuz 1932’de Milletler Cemiyeti’ne üye olmuştur. Bu üyelik, Türkiye’nin barışçı dış politikasının ve uluslararası prestijinin göstergesidir.

Balkan Antantı

9 Şubat 1934, Atina, Türkiye-Yunanistan-Yugoslavya-Romanya. Amaç, Balkan statükosunu ve batı sınırlarını korumaktır. Bulgaristan yoktur.

Sadabat Paktı

8 Temmuz 1937, Tahran, Türkiye-İran-Irak-Afganistan. Amaç, doğu sınırlarını güvence altına almak, saldırmazlık ve iç işlerine karışmama ilkelerini güçlendirmektir.

Montrö

20 Temmuz 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Türkiye’ye Boğazlar üzerinde tam egemenlik sağlamıştır. Boğazlar Komisyonu kaldırılmış, Türkiye tahkim hakkı kazanmıştır.

Hatay

Hatay için sıra: 1937 özel statü, 2 Eylül 1938 Hatay Devleti, Tayfur Sökmen, 23 Haziran 1939 Türk-Fransız Antlaşması, 30 Haziran 1939 Hatay Meclisi kararı, 7 Temmuz 1939 Türkiye’ye katılma.

Tevfik Rüştü Aras

1925-1938 yılları arasında dışişleri bakanıdır. Milletler Cemiyeti üyeliği, Balkan Antantı, Montrö ve Sadabat Paktı süreçlerinde öne çıkar.


Kapanış — Barışı Diplomasiyle Kazanmak

Atatürk Dönemi dış politikası, genç Cumhuriyet'in bağımsızlığını koruma ve uluslararası saygınlığını artırma mücadelesidir. Lozan'dan kalan sorunlar büyük ölçüde diplomasiyle çözüldü: Musul kaybedildi ama Montrö (Boğazlar) ve Hatay birer diplomatik zafer oldu. 1930'larda artan savaş tehlikesine karşı Türkiye yalnız kalmadı; Milletler Cemiyeti, Balkan Antantı ve Sadabat Paktı ile güvenliğini güçlendirdi.

🔑 Aklında kalsın: Bu dönem ne teslimiyetçi ne saldırgandır — temelinde tam bağımsızlık, milli çıkar, uluslararası hukuk ve denge vardır. Konuyu tarih-sıra, antlaşma-sonuç, kişi-görev ve sorun-çözüm eşleştirmeleriyle çalış. Yukarıdaki Antlaşmalar / Sorunlar-Çözümleri tabloları ve Ezber Kartları son tekrarın için birebirdir. 💪

Önemli kavramlar

Yurtta Sulh, Cihanda Sulh

Mustafa Kemal'in 20 NİSAN 1931 CHP III. Kurultay programındaki sözü. Atatürk dönemi dış politikasının TEMEL İLKESİ. Tam bağımsızlık, milletlerarası hukuka saygı, başka devletlerin iç işlerine karışmama, komşularla iyi ilişkiler, BARIŞÇI dış politika. Lozan'dan kalan sorunları çözme stratejisi.

Lozan'dan Kalan Sorunlar

MUSUL (1923-26 Türkiye-İngiltere), BOĞAZLAR (1936 Montrö ile çözüldü), HATAY (1939'da Türkiye'ye), NÜFUS MÜBADELESİ-Etabli (1930 antlaşma), DIŞ BORÇLAR (Duyun-u Umumiye, 1928 Paris ödeme planı, 1954 son taksit), KAPİTÜLASYONLAR Lozan'da KESİN kaldırıldı.

Musul Sorunu (1923-1926)

Lozan'da çözülemedi. 19 Mayıs 1924 Haliç Konferansı başarısız. 1925 ŞEYH SAİD İSYANI Türkiye'yi zayıflattı (İngiltere lehine). 16 Aralık 1925 MİLLETLER CEMİYETİ Türkiye aleyhine karar. 5 HAZİRAN 1926 ANKARA ANTLAŞMASI: Türkiye-İngiltere-Irak. Musul Irak'a (yani İngiltere mandasına). Türkiye 25 yıl boyunca petrol gelirinin %10'unu alacak (1986'ya kadar). BRÜKSEL HATTI sınır oldu.

Etabli Sorunu (1923-1930)

Lozan'da Türk-Yunan nüfus mübadelesi. İSTANBUL RUMLARI + BATI TRAKYA TÜRKLERİ istisna ('etabli'=yerleşik). Yunanistan etabli'yi dar yorumladı. 10 HAZİRAN 1930 ANKARA ANTLAŞMASI (VENİZELOS) — etabli sorunu çözüldü. Türk-Yunan dostluğu güçlendi. 1932 Venizelos Türkiye ziyareti.

Dış Borçlar (Duyun-u Umumiye)

Lozan'da Osmanlı borçları paylaştırıldı (Türkiye payı ~%62). 13 HAZİRAN 1928 PARİS ANTLAŞMASI ödeme takvimi. 22 NİSAN 1933 yeni anlaşma (1929 krizi nedeniyle). SON TAKSİT 1954'te ödendi (İnönü dönemi). Türk-Fransız Sınır-Borçlar (30 Mayıs 1926).

Sovyet Rusya İlişkileri

Kurtuluş Savaşı'nda destek. 16 Mart 1921 Moskova, 13 Ekim 1921 Kars. 17 ARALIK 1925 TÜRK-SOVYET DOSTLUK ve TARAFSIZLIK ANTLAŞMASI (Paris). 1929 yenileme. 1933 Litvinov ziyareti. 1935 yenileme. Atatürk-Stalin döneminde DOSTANE.

Fransa ile İlişkiler

20 Ekim 1921 Ankara Antlaşması (Kurtuluş Savaşı). 30 Mayıs 1926 Türk-Fransız Antlaşması (sınır+borçlar). HATAY meselesi en önemli mesele (Suriye Fransa mandası). 4 Haziran 1936 Suriye-Fransa antlaşması Hatay'ı tehdit etti. 23 Haziran 1939 Türk-Fransız (Hatay devri).

İngiltere ile İlişkiler

Musul sorunu (1923-26) çözüldü → 5 Haziran 1926 Ankara. 1929 İngiliz-Türk antlaşması (ticari). 1936 Boğazlar Montrö'de İngiltere işbirliği. 1939 İngiliz-Fransız-Türk Antlaşması (Hatay sonrası).

Balkan Antantı (9 Şubat 1934 Atina)

TÜRKİYE + YUNANİSTAN + YUGOSLAVYA + ROMANYA. BULGARİSTAN dahil edilmedi (revizyonist olduğu için). Balkanlarda STATÜKO koruma. Saldırmazlık ve yardımlaşma. Sınırların güvenliği. 1936 Boğazlar Sözleşmesi'nde etkili. II. Dünya Savaşı'nda işlevsiz kaldı.

Sadabat Paktı (8 Temmuz 1937 Tahran)

Tahran SADABAT SARAYI'nda imzalandı. TÜRKİYE + İRAN + IRAK + AFGANİSTAN. Doğu sınırlarını güvenceye alma. Saldırmazlık, içişlere karışmama, sınırlara saygı. KOMÜNİST tehdit ve Bolşevik propagandaya karşı. II. Dünya Savaşı'na kadar etkin.

Milletler Cemiyeti Üyeliği (18 Temmuz 1932)

Türkiye Lozan sonrası 9 yıl bekledi. 1932'de DAVET edildi (sürekli barış politikası). TEVFİK RÜŞTÜ ARAS dışişleri bakanı çabası. Üyelik tarihi: 18 Temmuz 1932. Türkiye'nin uluslararası prestiji arttı. 1936 Boğazlar Sözleşmesi'nde etkili oldu.

Boğazlar Sorunu — Lozan'dan Montrö'ye

Lozan'da Boğazlar uluslararası komisyona bırakılmıştı. Türk askeri çekildi. 1933 Hitler iktidara → Avrupa'da gerginlik. 1935 İtalya Habeşistan işgali. 1936 NİSAN Türkiye notayla Boğazlar değişiklik istedi. 22 Haziran-20 Temmuz 1936 MONTRÖ KONFERANSI (İsviçre). 9 ülke katıldı. İTALYA KATILMADI (Habeşistan).

Montrö Boğazlar Sözleşmesi (20 Temmuz 1936)

Boğazlar Komisyonu KALDIRILDI. TÜRKİYE'NİN TAM EGEMENLİĞİ sağlandı. Türkiye Boğazları yeniden TAHKİM EDEBİLECEK. Barış zamanı ticaret gemilerine açık. Savaş gemilerine sınırlamalar (Karadeniz çıkış sınırlı). Savaş zamanı Türkiye savaşan ise istediği gibi düzenler. TÜRK DİPLOMASİ ZAFERİ. TEVFİK RÜŞTÜ ARAS rolü.

Hatay Sorunu (1936-1939)

Lozan'da Hatay (İskenderun-Antakya) Fransa mandasına (Suriye'ye). 4 Haziran 1936 Suriye-Fransa antlaşmasıyla Hatay'ın Suriye'ye geçme tehdidi. Türkiye Milletler Cemiyeti'ne. ATATÜRK: 'Hatay benim şahsi davamdır'. 1937 CENEVRE ANTLAŞMASI: Hatay BAĞIMSIZ DEVLET olacak (SANCAK). 2 EYLÜL 1938 HATAY DEVLETİ kuruldu. CB: TAYFUR SÖKMEN. 23 Haziran 1939 Türk-Fransız. 30 Haziran 1939 Hatay Meclisi katılım kararı. 7 TEMMUZ 1939 HATAY TÜRKİYE'YE RESMEN KATILDI. Atatürk 10 Kasım 1938 vefat etmişti, GÖREMEDİ.

Tevfik Rüştü Aras

Atatürk dönemi en uzun süreli Dışişleri Bakanı (1925-1938). Önemli antlaşmalarda imzası: Etabli (1930), Milletler Cemiyeti üyeliği (1932), Balkan Antantı (1934), Montrö (1936), Sadabat Paktı (1937). Türk diplomasisinin sembol ismi.

Diğer Önemli Diplomatlar

İSMET İNÖNÜ (Lozan başmüzakereci, başbakan). YUSUF KEMAL TENGİRŞENK (Moskova Antlaşması 1921). NUMAN MENEMENCİOĞLU (Hatay görüşmelerinde aktif, sonra dışişleri bakanı). ŞÜKRÜ SARAÇOĞLU (1938-1942 dışişleri).

Önemli Tarihler Kronolojisi

1923 Lozan; 1925 Türk-Sovyet (Aralık); 1926 Türk-Fransız (Mayıs)+Musul Ankara (Haziran); 1928 Borçlar Paris+Anayasa değişikliği; 1930 Etabli (Haziran); 1931 Yurtta Sulh-Cihanda Sulh (Nisan); 1932 Milletler Cemiyeti (Temmuz); 1934 Balkan Antantı (Şubat Atina)+Soyadı; 1936 Montrö (Temmuz İsviçre); 1937 Sadabat (Temmuz Tahran); 1938 Hatay Devleti (Eylül)+Atatürk vefatı (Kasım); 1939 Türk-Fransız (Haziran)+Hatay katılım (Temmuz).

Hızlı örnek

Detaylı örnekler Worked Examples bölümünde.

Örnek çözümler

Konuyu soru üzerinden pekiştir

1 örnek

Mini Örnekler

Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası Mini Örnekler

ÖRNEK 1 (Yurtta Sulh Cihanda Sulh ve Genel İlkeler - KOLAY)

SORU: Atatürk Dönemi Türk dış politikasının temel anlayışı; bağımsızlığı koruma, uluslararası hukuka saygı, komşularla barışçı ilişkiler kurma ve devletler arası sorunları diplomasi yoluyla çözme esaslarına dayanmıştır.

Bu anlayışı en iyi özetleyen ilke aşağıdakilerden hangisidir?

  • A) Yurtta sulh, cihanda sulh
  • B) Ulusal egemenlik kayıtsız şartsız milletindir
  • C) Egemenlik milletindir
  • D) Hayatta en hakiki mürşit ilimdir
  • E) Muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkmak

ÇÖZÜM: Atatürk Dönemi dış politikasının ana ekseni barışçı, gerçekçi ve bağımsızlıkçı bir çizgidir. Türkiye, Lozan Antlaşması’ndan sonra savaş yoluyla değil diplomasiyle sorunlarını çözmeye çalışmıştır. Musul, nüfus mübadelesi, dış borçlar, Boğazlar ve Hatay gibi meselelerde farklı dönemlerde uluslararası hukuk, konferanslar, antlaşmalar ve Milletler Cemiyeti gibi araçlar kullanılmıştır. Bu dış politika anlayışının en özlü ifadesi “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözüdür. Bu ilke, yalnızca iç barışı değil, aynı zamanda dünya barışına katkı sunmayı da hedefler. Atatürk Dönemi’nde Türkiye’nin yayılmacı bir dış politika izlememesi, komşularıyla saldırmazlık ve dostluk antlaşmaları yapması bu ilkenin uygulamadaki karşılığıdır. Diğer seçenekler Atatürkçülük açısından önemlidir ancak doğrudan dış politikanın genel barış ilkesini karşılamaz.

🎯 Doğru Cevap: A

⚠️ Tuzak Analizi: “Ulusal egemenlik” ve “çağdaşlaşma” gibi ifadeler Atatürk ilkeleriyle ilgilidir; fakat soru doğrudan dış politikanın barışçı niteliğini sormaktadır. “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözü özellikle 20 Nisan 1931 CHP Programı ile dış politikanın temel ilkesi hâline gelmiştir.

⏱️ Süre Tahmini: 20 saniye

ÖRNEK 2 (Musul Sorunu ve 1926 Ankara Antlaşması - ORTA-ZOR)

SORU: Lozan Antlaşması’nda çözülemeyen Musul Sorunu, daha sonra Türkiye ile İngiltere arasında yapılan görüşmelerle de sonuçlandırılamamış ve konu Milletler Cemiyeti’ne taşınmıştır.

Musul Sorunu’nun çözüm süreciyle ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

  • A) Musul, Lozan’da Türkiye’ye bırakılmıştır.
  • B) 5 Haziran 1926 Ankara Antlaşması ile Musul Irak’a bırakılmıştır.
  • C) Musul Sorunu, Balkan Antantı ile çözülmüştür.
  • D) Musul karşılığında Türkiye’ye Hatay verilmiştir.
  • E) Musul, Montrö Sözleşmesi ile Türkiye’ye katılmıştır.

ÇÖZÜM: Musul Sorunu, Lozan Konferansı’nda Türkiye ile İngiltere arasında çözülemeyen en önemli meselelerden biridir. İngiltere, Musul’u Irak mandası üzerinden kontrol etmek istemiş; Türkiye ise tarihî, coğrafi ve nüfus gerekçeleriyle Musul üzerinde hak iddia etmiştir. Lozan’da sonuç alınamayınca konu daha sonra ikili görüşmelere bırakılmıştır. 19 Mayıs 1924 Haliç Konferansı da başarısız olmuş, ardından konu Milletler Cemiyeti’ne götürülmüştür. Milletler Cemiyeti’nin Türkiye aleyhine karar vermesi ve içerde 1925 Şeyh Said İsyanı gibi sorunların yaşanması Türkiye’nin elini zayıflatmıştır. Sonuçta 5 Haziran 1926 Ankara Antlaşması Türkiye, İngiltere ve Irak arasında imzalanmış; Musul Irak’a bırakılmıştır. Türkiye’ye ise Musul petrol gelirlerinden 25 yıl süreyle %10 pay verilmesi kararlaştırılmıştır. Bu nedenle doğru cevap B seçeneğidir.

🎯 Doğru Cevap: B

⚠️ Tuzak Analizi: Musul’un “İngiltere’ye bırakılması” ifadesi bazen mecazi olarak kullanılsa da antlaşmadaki hukuki sonuç Musul’un Irak’a bırakılmasıdır; Irak o dönemde İngiltere mandası altındadır. Montrö Boğazlarla, Balkan Antantı ise Balkan güvenliğiyle ilgilidir.

⏱️ Süre Tahmini: 45 saniye

ÖRNEK 3 (Musul Sorunu ve Şeyh Said İsyanı - ORTA-ZOR)

SORU: Aşağıdakilerden hangisi, Musul Sorunu’nun Türkiye aleyhine sonuçlanmasında etkili olan gelişmelerden biridir?

  • A) Sadabat Paktı’nın imzalanması
  • B) Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin yapılması
  • C) 1925 Şeyh Said İsyanı’nın çıkması
  • D) Hatay Devleti’nin kurulması
  • E) Balkan Antantı’nın dağılması

ÇÖZÜM: Musul Sorunu, Lozan’dan sonra Türkiye’nin dış politikadaki en önemli sorunlarından biri olarak devam etmiştir. Türkiye, Musul üzerinde tarihî ve nüfus temelli hak iddia etmesine rağmen İngiltere bölgeden çekilmek istememiştir. Konu önce ikili görüşmelerle, ardından Milletler Cemiyeti’nde ele alınmıştır. Bu süreçte Türkiye’nin iç politikada karşılaştığı en önemli olaylardan biri 1925 Şeyh Said İsyanı olmuştur. İsyan, Türkiye’nin güneydoğu bölgesinde ciddi güvenlik sorunları yaşamasına neden olmuş ve Musul konusunda askeri veya diplomatik baskı kurma imkânını azaltmıştır. İngiltere bu iç karışıklıktan yararlanmış, Milletler Cemiyeti sürecinde Türkiye aleyhine bir atmosfer oluşmuştur. Bu nedenle Şeyh Said İsyanı, Musul’un Türkiye aleyhine sonuçlanmasında etkili olan iç gelişmelerden biri kabul edilir. Diğer seçenekler tarihsel olarak daha sonraki dönemlerle ve farklı dış politika konularıyla ilgilidir.

🎯 Doğru Cevap: C

⚠️ Tuzak Analizi: Şeyh Said İsyanı’nın Musul’da “Türkiye lehine” etki yaptığı düşünülmemelidir. Tam tersine, Türkiye’nin dış politikadaki hareket alanını daraltmıştır. Sadabat, Montrö, Hatay ve Balkan Antantı ise 1930’lu yılların gelişmeleridir.

⏱️ Süre Tahmini: 50 saniye

ÖRNEK 4 (Etabli Sorunu ve 1930 Türk-Yunan İlişkileri - ORTA)

SORU: Lozan Antlaşması’ndan sonra Türkiye ile Yunanistan arasında nüfus mübadelesinin uygulanması sırasında “etabli” kavramının yorumlanması nedeniyle anlaşmazlık yaşanmıştır.

Bu sorunun çözümünü sağlayan gelişme aşağıdakilerden hangisidir?

  • A) 1926 Ankara Antlaşması
  • B) 1934 Balkan Antantı
  • C) 1936 Montrö Sözleşmesi
  • D) 10 Haziran 1930 Ankara Antlaşması
  • E) 1937 Sadabat Paktı

ÇÖZÜM: Lozan Antlaşması’na göre Türkiye ile Yunanistan arasında nüfus mübadelesi yapılması kararlaştırılmıştır. Ancak İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türkleri bu mübadelenin dışında tutulmuştur. Bu istisna grubun belirlenmesinde kullanılan “etabli” yani yerleşik kavramı iki ülke arasında tartışma konusu olmuştur. Yunanistan kavramı kendi lehine dar yorumlamaya çalışmış, Türkiye ise daha geniş bir yaklaşımı savunmuştur. Sorun, 1920’lerin sonuna kadar Türk-Yunan ilişkilerini gergin tutmuştur. Ancak 1930’da Yunanistan Başbakanı Venizelos döneminde iki ülke arasında yakınlaşma başlamış ve 10 Haziran 1930 Ankara Antlaşması ile etabli sorunu çözüme kavuşturulmuştur. Bu gelişme Türk-Yunan dostluğunu güçlendirmiş, iki ülkenin daha sonra Balkan Antantı’nda birlikte hareket etmesinin de zeminini hazırlamıştır.

🎯 Doğru Cevap: D

⚠️ Tuzak Analizi: 1926 Ankara Antlaşması Musul ile, 1936 Montrö Boğazlarla, 1937 Sadabat Paktı doğu güvenliğiyle ilgilidir. Etabli sorunu özellikle 1930 Ankara Antlaşması ve Venizelos dönemi Türk-Yunan yakınlaşmasıyla ilişkilendirilmelidir.

⏱️ Süre Tahmini: 35 saniye

ÖRNEK 5 (Dış Borçlar ve Duyun-u Umumiye - ORTA)

SORU: Osmanlı Devleti’nden kalan dış borçların ödenmesi meselesi Lozan’da ele alınmış, borçlar Osmanlı’dan ayrılan devletler arasında paylaştırılmıştır.

Türkiye’nin dış borçlarla ilgili ödeme takvimini düzenleyen antlaşma aşağıdakilerden hangisidir?

  • A) Moskova Antlaşması
  • B) Kars Antlaşması
  • C) Ankara Antlaşması
  • D) Montrö Sözleşmesi
  • E) 13 Haziran 1928 Paris Antlaşması

ÇÖZÜM: Osmanlı Devleti’nin dış borçları, özellikle Duyun-u Umumiye sistemi nedeniyle Cumhuriyet’in çözmesi gereken önemli mali sorunlardan biri olmuştur. Lozan Antlaşması’nda Osmanlı borçlarının yalnızca Türkiye’ye yüklenmemesi, Osmanlı Devleti’nden ayrılan devletler arasında paylaştırılması kararlaştırılmıştır. Türkiye’ye düşen pay önemli olmakla birlikte ödeme şekli daha sonra ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Bu konuda 13 Haziran 1928 Paris Antlaşması ile bir ödeme takvimi belirlenmiştir. 1929 Dünya Ekonomik Krizi’nin etkileri nedeniyle daha sonra 1933’te yeni bir düzenleme yapılmıştır. Dış borçlar konusu, Türkiye’nin ekonomik bağımsızlık anlayışıyla da yakından ilişkilidir. Kapitülasyonların kaldırılması ve Duyun-u Umumiye’nin etkisinin sona erdirilmesi, tam bağımsızlık hedefinin mali alandaki karşılığıdır. Bu nedenle doğru cevap E seçeneğidir.

🎯 Doğru Cevap: E

⚠️ Tuzak Analizi: Moskova ve Kars antlaşmaları doğu sınırı ve Sovyet ilişkileriyle ilgilidir. Montrö Boğazlar rejimini düzenler. Ankara Antlaşması farklı bağlamlarda geçse de dış borç ödeme takvimi için kritik tarih 13 Haziran 1928 Paris Antlaşmasıdır.

⏱️ Süre Tahmini: 40 saniye

ÖRNEK 6 (Sovyet Rusya ile İlişkiler - ORTA)

SORU: Atatürk Dönemi’nde Türkiye ile Sovyet Rusya arasındaki ilişkiler, Kurtuluş Savaşı yıllarındaki yardımlaşmanın etkisiyle genel olarak dostane bir çizgide ilerlemiştir.

Aşağıdakilerden hangisi bu dönemde Türk-Sovyet dostluğunu pekiştiren gelişmelerden biridir?

  • A) 17 Aralık 1925 Türk-Sovyet Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması
  • B) 20 Temmuz 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi
  • C) 9 Şubat 1934 Balkan Antantı
  • D) 8 Temmuz 1937 Sadabat Paktı
  • E) 10 Haziran 1930 Ankara Antlaşması

ÇÖZÜM: Türkiye ile Sovyet Rusya arasındaki yakınlaşma Kurtuluş Savaşı yıllarında başlamıştır. Sovyetler, Milli Mücadele’ye silah ve mali destek sağlamış; 16 Mart 1921 Moskova Antlaşması ve 13 Ekim 1921 Kars Antlaşması ile doğu sınırının güvenceye alınmasında etkili olmuştur. Cumhuriyet döneminde bu ilişkiler sürdürülmüş ve 17 Aralık 1925 Türk-Sovyet Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşma iki ülkenin birbirine karşı saldırgan tutum izlemeyeceğini ve tarafsızlık esasına dayalı ilişkiler geliştireceğini göstermiştir. 1929’da antlaşmanın yenilenmesi ve 1935’te dostluk ilişkilerinin sürdürülmesi de bu çizgiyi destekler. Diğer seçeneklerde yer alan gelişmeler Türkiye’nin farklı dış politika alanlarıyla ilgilidir. Montrö’de Sovyetler yer alsa da Türk-Sovyet dostluğunu doğrudan pekiştiren temel antlaşma 1925 tarihli dostluk ve tarafsızlık antlaşmasıdır.

🎯 Doğru Cevap: A

⚠️ Tuzak Analizi: Montrö’de Sovyet Rusya taraf devletlerden biri olsa da soru “Türk-Sovyet dostluğunu pekiştiren gelişme” diye sormaktadır. Bu durumda doğrudan iki ülke arasında yapılan 17 Aralık 1925 tarihli antlaşma seçilmelidir.

⏱️ Süre Tahmini: 45 saniye

ÖRNEK 7 (Fransa ile İlişkiler - ORTA)

SORU: Atatürk Dönemi’nde Türkiye-Fransa ilişkilerinde zaman zaman sorunlar yaşanmış, özellikle Suriye mandası ve Hatay meselesi ilişkilerin temel başlıklarından biri olmuştur.

Aşağıdakilerden hangisi Türkiye ile Fransa arasındaki ilişkilerde Hatay meselesinin önem kazanmasında etkili olmuştur?

  • A) Musul’un Irak’a bırakılması
  • B) Fransa’nın Suriye üzerindeki manda yönetimi
  • C) Balkan Antantı’nın kurulması
  • D) Sadabat Paktı’nın imzalanması
  • E) Milletler Cemiyeti’ne üyelik

ÇÖZÜM: Hatay meselesi, Lozan sonrasında Türkiye’nin dış politikasında önemli bir konu olarak varlığını sürdürmüştür. Hatay, yani İskenderun Sancağı, Suriye sınırları içinde fakat Fransa’nın manda yönetimi altında bulunuyordu. Bu nedenle Hatay’ın statüsü doğrudan Türkiye-Fransa ilişkileriyle bağlantılıydı. Fransa’nın 1936’da Suriye’ye bağımsızlık verme sürecinde Hatay’ı Suriye’ye bırakma ihtimali, Türkiye açısından ciddi bir güvenlik ve milli mesele hâline gelmiştir. Türkiye, Hatay’ın Türk nüfusunu, tarihî bağlarını ve stratejik önemini vurgulayarak konuyu Milletler Cemiyeti’ne taşımıştır. Bu süreçte Fransa ile yoğun diplomatik görüşmeler yapılmış ve Hatay önce bağımsız bir devlet hâline gelmiş, ardından Türkiye’ye katılmıştır. Dolayısıyla Hatay meselesinin Türkiye-Fransa ilişkilerinde öne çıkmasının temel nedeni Fransa’nın Suriye üzerindeki manda yönetimidir.

🎯 Doğru Cevap: B

⚠️ Tuzak Analizi: Milletler Cemiyeti süreçte devreye girmiştir; ancak meselenin kaynağı Fransa’nın Suriye mandasıdır. Musul İngiltere ile, Balkan Antantı Balkan devletleriyle, Sadabat ise doğu komşularıyla ilgilidir.

⏱️ Süre Tahmini: 45 saniye

ÖRNEK 8 (İngiltere ile İlişkiler - ORTA)

SORU: Atatürk Dönemi’nde Türkiye-İngiltere ilişkilerinde başlangıçta Musul Sorunu nedeniyle gerginlik yaşanmış, daha sonra ilişkiler diplomatik yollarla yumuşamıştır.

Bu süreci en doğru yansıtan ifade aşağıdakilerden hangisidir?

  • A) İngiltere, Hatay’ın Türkiye’ye katılmasını doğrudan engellemiştir.
  • B) Türkiye ile İngiltere arasındaki tüm sorunlar Lozan’da çözülmüştür.
  • C) İngiltere, Sadabat Paktı’nın kurucu üyesidir.
  • D) Musul Sorunu 1926 Ankara Antlaşması ile çözüldükten sonra ilişkiler yumuşamıştır.
  • E) İngiltere, Balkan Antantı’na katılarak Türkiye ile ittifak kurmuştur.

ÇÖZÜM: Türkiye-İngiltere ilişkilerinde Cumhuriyet’in ilk yıllarında en önemli anlaşmazlık Musul Sorunu olmuştur. Lozan’da Musul meselesi çözülememiş, daha sonra Türkiye ile İngiltere arasında Haliç Konferansı yapılmış ancak sonuç alınamamıştır. Konu Milletler Cemiyeti’ne taşınmış ve Türkiye aleyhine gelişen süreç sonunda 5 Haziran 1926 Ankara Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşmayla Musul Irak’a bırakılmış, Türkiye petrol gelirlerinden belirli süre pay alma hakkı elde etmiştir. Musul meselesinin kapanması, Türkiye-İngiltere ilişkilerindeki en büyük gerilim başlığını ortadan kaldırmıştır. 1930’lu yıllarda Avrupa’da savaş tehlikesinin artması ve Türkiye’nin Boğazlar konusunda haklı taleplerini diplomatik biçimde gündeme getirmesi, İngiltere ile iş birliği imkânlarını artırmıştır. Bu nedenle süreci en doğru özetleyen ifade D seçeneğidir.

🎯 Doğru Cevap: D

⚠️ Tuzak Analizi: İngiltere, Balkan Antantı veya Sadabat Paktı üyesi değildir. Lozan’da Musul çözülmemiştir. Hatay meselesi doğrudan Fransa ve Suriye mandasıyla ilgilidir; İngiltere bu sorunun temel tarafı değildir.

⏱️ Süre Tahmini: 50 saniye

ÖRNEK 9 (Balkan Antantı - ORTA-ZOR)

SORU: Balkan Antantı, 1930’lu yıllarda Avrupa’da revizyonist politikaların güçlenmesi karşısında Balkan devletlerinin mevcut sınırları koruma amacıyla oluşturduğu bir ittifaktır.

Aşağıdakilerden hangisi Balkan Antantı’nın kurucu üyelerinden biridir?

  • A) Bulgaristan
  • B) İtalya
  • C) Almanya
  • D) Sovyet Rusya
  • E) Yugoslavya

ÇÖZÜM: Balkan Antantı, 9 Şubat 1934’te Atina’da imzalanmıştır. Antantın temel amacı Balkanlar’da mevcut statükoyu ve sınır güvenliğini korumaktır. Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya bu antantın kurucu üyeleridir. Bulgaristan ise revizyonist politikalar izlediği ve Balkan sınır düzeninden memnun olmadığı için antanta katılmamıştır. İtalya ve Almanya ise 1930’larda Avrupa’da mevcut düzeni değiştirmeye çalışan güçler arasında değerlendirilir; Balkan Antantı’nın kurucu üyesi değildirler. Sovyet Rusya da Balkan Antantı’nda yer almamıştır. Türkiye açısından Balkan Antantı, batı sınırlarının güvenliğini sağlama, Yunanistan ile dostluğu pekiştirme ve Avrupa’daki savaş tehlikesine karşı bölgesel güvenlik sistemi oluşturma bakımından önemlidir. Seçenekler içinde kurucu üyelerden biri yalnızca Yugoslavya’dır.

🎯 Doğru Cevap: E

⚠️ Tuzak Analizi: En sık yapılan hata Bulgaristan’ı üyeler arasında saymaktır. Oysa Bulgaristan, revizyonist tutumu nedeniyle antanta dahil edilmemiştir. Balkan Antantı’nın üyeleri kesin olarak Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanyadır.

⏱️ Süre Tahmini: 40 saniye

ÖRNEK 10 (Balkan Antantı - ORTA-ZOR)

SORU: Aşağıdakilerden hangisi Balkan Antantı’nın temel amaçlarından biri değildir?

  • A) Balkan sınırlarını güvence altına almak
  • B) Bölgesel barışı korumak
  • C) Revizyonist devletlere karşı statükoyu savunmak
  • D) Boğazlar Komisyonu’nu kaldırmak
  • E) Türkiye-Yunanistan yakınlaşmasını güçlendirmek

ÇÖZÜM: Balkan Antantı, 1930’lu yıllarda Avrupa’da artan gerilim ve revizyonist talepler karşısında Balkan ülkelerinin ortak güvenlik arayışının sonucudur. Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya tarafından 9 Şubat 1934’te Atina’da imzalanmıştır. Antantın temel hedefi Balkan sınırlarını güvence altına almak, mevcut statükoyu korumak, saldırmazlık ve yardımlaşma esasına dayalı bölgesel barış ortamı oluşturmaktır. Türkiye açısından bu antant, batı sınırlarının güvenliği ve Türk-Yunan dostluğunun pekişmesi açısından önem taşımıştır. Ancak Boğazlar Komisyonu’nun kaldırılması Balkan Antantı’nın değil, 20 Temmuz 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesinin sonucudur. Lozan’da kurulan Boğazlar Komisyonu Montrö ile kaldırılmış ve Türkiye Boğazlar üzerinde tam egemenlik sağlamıştır. Bu nedenle “Boğazlar Komisyonu’nu kaldırmak” Balkan Antantı’nın amacı değildir.

🎯 Doğru Cevap: D

⚠️ Tuzak Analizi: Balkan Antantı ve Montrö aynı dönemin güvenlik politikalarıyla bağlantılıdır; ancak kurum ve sonuçları farklıdır. Balkan Antantı sınır güvenliğiyle, Montrö ise Boğazların egemenlik rejimiyle ilgilidir.

⏱️ Süre Tahmini: 55 saniye

ÖRNEK 11 (Sadabat Paktı - ORTA-ZOR)

SORU: Sadabat Paktı, Türkiye’nin doğu sınırlarını güvence altına almak ve bölgesel barışı sağlamak amacıyla imzaladığı önemli bir antlaşmadır.

Aşağıdakilerden hangisi Sadabat Paktı’nın kurucu devletlerinden biridir?

  • A) İran
  • B) Yunanistan
  • C) Bulgaristan
  • D) Yugoslavya
  • E) Romanya

ÇÖZÜM: Sadabat Paktı, 8 Temmuz 1937’de Tahran’da, Sadabat Sarayı’nda imzalanmıştır. Bu paktın kurucu devletleri Türkiye, İran, Irak ve Afganistan’dır. Amaç; doğu sınırlarında güvenlik sağlamak, saldırmazlık ilkesini güçlendirmek, devletlerin birbirlerinin iç işlerine karışmamasını temin etmek ve sınırlara saygıyı garanti altına almaktır. Türkiye, batıda Balkan Antantı ile güvenlik alanı oluştururken, doğuda Sadabat Paktı ile benzer bir bölgesel barış sistemi kurmuştur. Seçeneklerde yer alan Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya Balkan Antantı üyeleridir. Bulgaristan ise Balkan Antantı’na da katılmamıştır. Bu nedenle Sadabat Paktı’nın üyesi olan devlet İran’dır. Sadabat Paktı, Atatürk Dönemi dış politikasının barışçı, dengeci ve bölgesel güvenliği önceleyen yapısının doğu politikasındaki karşılığıdır.

🎯 Doğru Cevap: A

⚠️ Tuzak Analizi: Balkan Antantı ile Sadabat Paktı üyeleri sık karıştırılır. Balkan Antantı batı güvenliği için; Sadabat Paktı doğu güvenliği için kurulmuştur. Sadabat üyeleri: Türkiye, İran, Irak, Afganistan.

⏱️ Süre Tahmini: 35 saniye

ÖRNEK 12 (Sadabat Paktı - ORTA-ZOR)

SORU: Türkiye, 1930’lu yıllarda bir yandan batı sınırlarını Balkan Antantı ile güvence altına alırken, diğer yandan doğu sınırları için Sadabat Paktı’nı imzalamıştır.

Sadabat Paktı ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

  • A) 1934’te Atina’da imzalanmıştır.
  • B) Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında imzalanmıştır.
  • C) Bulgaristan’ın revizyonist taleplerini önlemek için kurulmuştur.
  • D) Boğazlar rejimini değiştirmiştir.
  • E) Hatay’ın Türkiye’ye katılmasını sağlamıştır.

ÇÖZÜM: Sadabat Paktı, Türkiye’nin doğu güvenliğini sağlama amacıyla oluşturduğu bölgesel güvenlik sistemidir. 8 Temmuz 1937’de Tahran’da, Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında imzalanmıştır. Paktın temel ilkeleri saldırmazlık, iç işlerine karışmama, sınırlara saygı ve bölgesel barışın korunmasıdır. Türkiye, Balkan Antantı ile batı sınırlarını güvence altına alırken Sadabat Paktı ile doğu sınırlarında istikrar sağlamaya çalışmıştır. 1934’te Atina’da imzalanan antlaşma Sadabat değil Balkan Antantı’dır. Bulgaristan’ın revizyonist talepleri Balkan Antantı bağlamında önemlidir. Boğazlar rejimini değiştiren gelişme Montrö Sözleşmesi, Hatay’ın Türkiye’ye katılmasını sağlayan süreç ise Türkiye-Fransa görüşmeleri ve Hatay Meclisi’nin kararıdır. Bu bilgiler dikkate alındığında doğru cevap B seçeneğidir.

🎯 Doğru Cevap: B

⚠️ Tuzak Analizi: “Atina” ve “Tahran” ayrımı kritik bir ÖSYM tuzağıdır. Balkan Antantı Atina, Sadabat Paktı Tahran merkezlidir. Ayrıca Balkan Antantı batı; Sadabat Paktı doğu güvenliğiyle ilgilidir.

⏱️ Süre Tahmini: 50 saniye

ÖRNEK 13 (Milletler Cemiyeti Üyeliği - ORTA)

SORU: Türkiye, Lozan’dan sonra barışçı dış politikası ve uluslararası hukuka saygılı tutumu sayesinde Milletler Cemiyeti’ne davet edilmiştir.

Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’ne üyelik tarihi aşağıdakilerden hangisidir?

  • A) 20 Temmuz 1936
  • B) 9 Şubat 1934
  • C) 18 Temmuz 1932
  • D) 8 Temmuz 1937
  • E) 5 Haziran 1926

ÇÖZÜM: Türkiye, Milletler Cemiyeti’ne hemen Lozan’dan sonra üye olmamıştır. Bunun temel nedeni, Lozan’dan kalan sorunların ve özellikle Musul meselesinin Milletler Cemiyeti’nde Türkiye aleyhine sonuçlanmasının yarattığı güvensizliktir. Buna rağmen Türkiye, 1920’lerin sonundan itibaren barışçı dış politika çizgisini sürdürmüş, komşularıyla sorunlarını çözmeye çalışmış ve uluslararası sistemde saygınlığını artırmıştır. Bu yaklaşım sonucunda Türkiye Milletler Cemiyeti’ne davet edilmiş ve 18 Temmuz 1932 tarihinde üyeliği kabul edilmiştir. Bu üyelik Türkiye’nin uluslararası prestijini artırmış, 1930’lu yıllardaki diplomatik girişimlerinde elini güçlendirmiştir. Seçeneklerde yer alan 1936 Montrö, 1934 Balkan Antantı, 1937 Sadabat Paktı ve 1926 Ankara Antlaşması farklı konulara aittir. Bu nedenle doğru cevap C seçeneğidir.

🎯 Doğru Cevap: C

⚠️ Tuzak Analizi: Milletler Cemiyeti üyeliği genellikle 1934 veya 1936 gelişmeleriyle karıştırılır. Ancak tarih net biçimde 18 Temmuz 1932dir. Türkiye cemiyete başvurarak değil, davet üzerine katılmıştır.

⏱️ Süre Tahmini: 30 saniye

ÖRNEK 14 (Boğazlar ve Montrö - ORTA-ZOR)

SORU: Lozan Antlaşması’nda Boğazlar bölgesi askerden arındırılmış ve Boğazlar uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakılmıştır. 1930’larda Avrupa’da savaş tehlikesinin artması üzerine Türkiye bu durumun değiştirilmesini istemiştir.

Bu isteğin sonucunda imzalanan sözleşme aşağıdakilerden hangisidir?

  • A) Balkan Antantı
  • B) Sadabat Paktı
  • C) Paris Antlaşması
  • D) Montrö Boğazlar Sözleşmesi
  • E) Ankara Antlaşması

ÇÖZÜM: Lozan Antlaşması, Türkiye’nin bağımsızlığını büyük ölçüde sağlamış olmakla birlikte Boğazlar konusunda tam egemenlik getirmemiştir. Boğazlar bölgesi askerden arındırılmış ve Boğazların yönetimi uluslararası bir komisyona bırakılmıştır. Bu durum Türkiye’nin egemenlik haklarını sınırlamaktaydı. 1930’larda Almanya’da Hitler’in iktidara gelmesi, İtalya’nın Habeşistan’ı işgal etmesi ve Avrupa’da savaş ihtimalinin artması Türkiye’nin güvenlik kaygılarını artırdı. Türkiye, değişen şartları gerekçe göstererek Boğazlar rejiminin yeniden düzenlenmesini istedi. Yapılan görüşmeler sonucunda 20 Temmuz 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalandı. Bu sözleşmeyle Boğazlar Komisyonu kaldırıldı, Türkiye Boğazları tahkim etme hakkını elde etti ve Boğazlar üzerinde tam egemenlik sağladı. Bu nedenle doğru cevap D seçeneğidir.

🎯 Doğru Cevap: D

⚠️ Tuzak Analizi: Balkan Antantı ve Sadabat Paktı bölgesel güvenlik antlaşmalarıdır; Boğazların statüsünü değiştirmez. Paris Antlaşması dış borçlarla, Ankara Antlaşması ise bağlama göre Musul veya etabli gibi farklı sorunlarla ilgilidir.

⏱️ Süre Tahmini: 40 saniye

ÖRNEK 15 (Montrö’nün Sonuçları - ORTA-ZOR)

SORU: Aşağıdakilerden hangisi 20 Temmuz 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesinin sonuçlarından biri değildir?

  • A) Boğazlar Komisyonu kaldırılmıştır.
  • B) Türkiye Boğazları yeniden askerîleştirme hakkı elde etmiştir.
  • C) Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki egemenliği güçlenmiştir.
  • D) Barış zamanı ticaret gemilerinin geçişi düzenlenmiştir.
  • E) Hatay Türkiye’ye katılmıştır.

ÇÖZÜM: Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Atatürk Dönemi dış politikasının en önemli diplomatik başarılarından biridir. Lozan’da Boğazlar konusunda Türkiye’nin egemenliği sınırlıydı; Boğazlar Komisyonu bulunuyor ve bölge askerden arındırılmış durumdaydı. Montrö ile bu durum değişmiş, Boğazlar Komisyonu kaldırılmış, Türkiye’ye Boğazları tahkim etme hakkı verilmiş ve Boğazlar üzerindeki egemenlik güçlendirilmiştir. Sözleşme, barış zamanı ticaret gemilerinin geçişini serbest bırakırken savaş gemileri için sınırlamalar getirmiştir. Türkiye’nin savaşta taraf olup olmamasına göre geçiş rejimini düzenleme yetkisi de farklı hükümlerle belirlenmiştir. Ancak Hatay’ın Türkiye’ye katılması Montrö’nün sonucu değildir. Hatay meselesi Fransa mandasındaki Suriye ve Milletler Cemiyeti süreciyle ilgilidir; Hatay, Atatürk’ün ölümünden sonra 7 Temmuz 1939’da Türkiye’ye katılmıştır. Bu nedenle doğru cevap E seçeneğidir.

🎯 Doğru Cevap: E

⚠️ Tuzak Analizi: Montrö “egemenlik” kavramıyla ilişkilidir; Hatay ise “milli dava” ve Türkiye-Fransa diplomasi süreciyle ilgilidir. Her ikisi 1930’ların dış politika başarısıdır ama aynı olay değildir.

⏱️ Süre Tahmini: 50 saniye

ÖRNEK 16 (Montrö ve Tevfik Rüştü Aras - ORTA-ZOR)

SORU: Atatürk Dönemi’nde 1925-1938 yılları arasında dışişleri bakanlığı yapan ve Montrö, Balkan Antantı, Sadabat Paktı gibi gelişmelerde önemli rol oynayan devlet adamı aşağıdakilerden hangisidir?

  • A) İsmet İnönü
  • B) Yusuf Kemal Tengirşenk
  • C) Numan Menemencioğlu
  • D) Fethi Okyar
  • E) Tevfik Rüştü Aras

ÇÖZÜM: Atatürk Dönemi dış politikasının yürütülmesinde çeşitli devlet adamlarının önemli rolleri vardır. İsmet İnönü, özellikle Lozan Konferansı’nın başmüzakerecisi olarak öne çıkar. Yusuf Kemal Tengirşenk, Milli Mücadele döneminde Moskova Antlaşması sürecinde etkili olmuştur. Numan Menemencioğlu ise Hatay görüşmelerinde ve sonraki dönem dış politikasında adı geçen önemli diplomatlardandır. Ancak 1925-1938 yılları arasında uzun süre dışişleri bakanlığı yapan, Atatürk Dönemi’nin 1930’lu yıllardaki diplomatik başarılarında en çok öne çıkan isim Tevfik Rüştü Arastır. Balkan Antantı, Sadabat Paktı, Milletler Cemiyeti üyeliği ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi gibi önemli gelişmeler onun dışişleri bakanlığı döneminde gerçekleşmiştir. Bu nedenle soruda verilen tarih aralığı ve dış politika gelişmeleri doğrudan Tevfik Rüştü Aras’ı işaret eder.

🎯 Doğru Cevap: E

⚠️ Tuzak Analizi: İsmet İnönü’nün Lozan’daki rolü çok önemlidir; ancak soruda 1925-1938 dışişleri bakanlığı vurgusu vardır. Bu görev süresi ve Montrö-Balkan-Sadabat bağlantısı Tevfik Rüştü Arası gösterir.

⏱️ Süre Tahmini: 35 saniye

ÖRNEK 17 (Hatay Sorunu ve Hatay Devleti - ORTA-ZOR)

SORU: Hatay Sorunu, Atatürk Dönemi Türk dış politikasının en önemli milli davalarından biridir. Hatay, önce özel statü kazanmış, sonra bağımsız devlet olmuş ve daha sonra Türkiye’ye katılmıştır.

Hatay Devleti’nin kuruluş tarihi ve devlet başkanı aşağıdakilerin hangisinde doğru verilmiştir?

  • A) 20 Temmuz 1936 - Tevfik Rüştü Aras
  • B) 2 Eylül 1938 - Tayfur Sökmen
  • C) 18 Temmuz 1932 - İsmet İnönü
  • D) 8 Temmuz 1937 - Numan Menemencioğlu
  • E) 7 Temmuz 1939 - Yusuf Kemal Tengirşenk

ÇÖZÜM: Hatay meselesi, Fransa’nın Suriye üzerindeki manda yönetimiyle bağlantılı olarak ortaya çıkmıştır. Türkiye, Hatay’ın tarihî, kültürel ve demografik özelliklerini vurgulayarak bölgenin doğrudan Suriye’ye bırakılmasına karşı çıkmıştır. Atatürk bu meseleyi “şahsi davam” olarak nitelendirmiştir. Diplomatik süreç sonunda Hatay önce özel statülü bir sancak olarak kabul edilmiş, ardından 2 Eylül 1938’de Hatay Devleti kurulmuştur. Hatay Devleti’nin cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen olmuştur. Bu devlet, kısa süre sonra Türkiye’ye katılma yönünde karar almış ve Atatürk’ün vefatından sonra 7 Temmuz 1939’da Hatay Türkiye’ye resmen katılmıştır. Seçeneklerde verilen diğer tarihler farklı gelişmelerle ilgilidir: 1936 Montrö, 1932 Milletler Cemiyeti, 1937 Sadabat Paktı, 1939 ise katılım sürecidir. Bu nedenle doğru cevap B seçeneğidir.

🎯 Doğru Cevap: B

⚠️ Tuzak Analizi: Hatay Devleti’nin kuruluşu ile Türkiye’ye katılması farklı tarihlerdir. Kuruluş 2 Eylül 1938, Türkiye’ye resmen katılım 7 Temmuz 1939dur. Tayfur Sökmen, Hatay Devleti’nin cumhurbaşkanıdır.

⏱️ Süre Tahmini: 45 saniye

ÖRNEK 18 (Hatay’ın Türkiye’ye Katılması - ORTA-ZOR)

SORU: Hatay meselesiyle ilgili aşağıdaki gelişmelerden hangisi Atatürk’ün vefatından sonra gerçekleşmiştir?

  • A) Hatay’ın Milletler Cemiyeti gündemine taşınması
  • B) Hatay Devleti’nin kurulması
  • C) Atatürk’ün “Hatay benim şahsi davamdır” demesi
  • D) Hatay’ın Türkiye’ye resmen katılması
  • E) Hatay’ın özel statü kazanması

ÇÖZÜM: Atatürk, Hatay meselesine büyük önem vermiş ve bu konuyu milli bir dava olarak görmüştür. 1936’da Fransa’nın Suriye’ye bağımsızlık verme sürecinde Hatay’ın Suriye’ye bırakılması ihtimali doğunca Türkiye konuyu diplomatik yollarla gündeme getirmiştir. Milletler Cemiyeti süreci sonunda Hatay özel statü kazanmış ve 2 Eylül 1938’de Hatay Devleti kurulmuştur. Ancak Atatürk 10 Kasım 1938’de vefat ettiği için Hatay’ın Türkiye’ye katıldığını görememiştir. Hatay Meclisi’nin Türkiye’ye katılma kararı ve resmî katılım süreci Atatürk’ün ölümünden sonra tamamlanmıştır. 7 Temmuz 1939’da Hatay Türkiye’ye resmen katılmıştır. Bu nedenle Atatürk’ün vefatından sonra gerçekleşen gelişme Hatay’ın Türkiye’ye resmen katılmasıdır. Diğer gelişmeler Atatürk hayattayken başlayan veya gerçekleşen süreçlerle ilgilidir.

🎯 Doğru Cevap: D

⚠️ Tuzak Analizi: Hatay Devleti’nin kurulması 2 Eylül 1938’dir ve Atatürk hayattadır. Ancak Türkiye’ye katılım 1939’da gerçekleşmiştir. Bu nedenle “Atatürk Hatay’ı göremedi” bilgisi kritik bir tuzaktır.

⏱️ Süre Tahmini: 40 saniye

ÖRNEK 19 (Karma ve Tuzak - ZOR)

SORU: Atatürk Dönemi Türk dış politikasında bazı gelişmeler Lozan’dan kalan sorunları çözmeye, bazıları ise 1930’lu yılların güvenlik kaygılarına yöneliktir.

Aşağıdaki eşleştirmelerden hangisi yanlıştır?

  • A) Musul Sorunu - 5 Haziran 1926 Ankara Antlaşması
  • B) Etabli Sorunu - 10 Haziran 1930 Ankara Antlaşması
  • C) Boğazlar Sorunu - 20 Temmuz 1936 Montrö Sözleşmesi
  • D) Sadabat Paktı - 9 Şubat 1934 Atina
  • E) Milletler Cemiyeti - 18 Temmuz 1932

ÇÖZÜM: Soruda Atatürk Dönemi dış politika gelişmeleri tarih ve olay eşleştirmesiyle sorgulanmaktadır. Musul Sorunu, 5 Haziran 1926 Ankara Antlaşması ile çözümlenmiştir. Etabli Sorunu, Türk-Yunan ilişkilerinde 10 Haziran 1930 Ankara Antlaşması ile aşılmıştır. Boğazlar Sorunu, 20 Temmuz 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Türkiye lehine çözüme kavuşmuştur. Türkiye’nin Milletler Cemiyeti üyeliği ise 18 Temmuz 1932 tarihindedir. Yanlış eşleştirme Sadabat Paktı ile ilgilidir. Sadabat Paktı 9 Şubat 1934 Atina’da değil, 8 Temmuz 1937’de Tahran’da imzalanmıştır. 9 Şubat 1934 Atina tarihi Balkan Antantı’na aittir. Dolayısıyla D seçeneği yanlıştır. Bu soru özellikle Balkan Antantı ve Sadabat Paktı’nın tarih ve yer bakımından karıştırılmasını ölçmektedir.

🎯 Doğru Cevap: D

⚠️ Tuzak Analizi: ÖSYM tarzı sorularda doğru bilgilerin arasına tek bir yer-tarih kaydırması yerleştirilir. Atina = Balkan Antantı, Tahran = Sadabat Paktı şeklinde ezberlemek bu tuzağı önler.

⏱️ Süre Tahmini: 60 saniye

ÖRNEK 20 (Karma ve Tuzak - ZOR)

SORU: Aşağıdakilerden hangisi Atatürk Dönemi Türk dış politikasında Lozan’dan kalan sorunlardan biri olarak değerlendirilemez?

  • A) Musul Sorunu
  • B) Boğazlar Sorunu
  • C) Hatay Sorunu
  • D) Nüfus Mübadelesi ve Etabli Sorunu
  • E) Sadabat Paktı’nın kurulması

ÇÖZÜM: Lozan Antlaşması, Türkiye’nin bağımsızlığını uluslararası alanda kabul ettiren temel antlaşmadır; ancak bazı sorunları tamamen çözmemiş veya sonraki diplomatik süreçlere bırakmıştır. Bu sorunlar arasında Musul, Boğazlar, Hatay, nüfus mübadelesi ve etabli meselesi ile dış borçların uygulanması gibi başlıklar yer alır. Musul Lozan’da çözülememiş ve 1926 Ankara Antlaşması’na kadar devam etmiştir. Boğazlar Lozan’da uluslararası komisyon yönetimine bırakılmış, 1936 Montrö ile Türkiye lehine çözülmüştür. Hatay, Lozan’da Fransa mandasındaki Suriye sınırları içinde kalmış, 1939’da Türkiye’ye katılmıştır. Nüfus mübadelesi ve etabli sorunu da Lozan’ın uygulanması sırasında Türk-Yunan ilişkilerinde sorun yaratmıştır. Buna karşılık Sadabat Paktı, Lozan’dan kalan bir sorun değil; 1930’lu yıllarda doğu sınırlarını güvenceye almak için oluşturulan bölgesel güvenlik antlaşmasıdır. Bu nedenle doğru cevap E seçeneğidir.

🎯 Doğru Cevap: E

⚠️ Tuzak Analizi: Her dış politika gelişmesi Lozan’dan kalan sorun değildir. Sadabat Paktı, Balkan Antantı gibi güvenlik amaçlı bir ittifaktır. Lozan’dan kalan sorunlar daha çok Musul, Boğazlar, Hatay, mübadele ve dış borçlar çevresinde toplanır.

⏱️ Süre Tahmini: 55 saniye

Başlangıç önerisi

Önce konu özetini ve örnek çözümleri incele, sonra testten başla. Giriş yaparsan çalışma planı ve streak takibi otomatik aktif olur.

Konu Testi